İnsan Bazen Birini Değil, Ondan Alamadığı Şeyi Bırakamaz
Bazı ayrılıklar vardır biter ama gitmez.
Telefon susar mesajlar sona erer hayatlar ayrılır.
Fakat insanın içinde bir şey hâlâ aynı yerde beklemeye devam eder.
Aradan aylar geçse de…
Yeni insanlar hayatına girse de…
Mantığı artık her şeyi anlamış olsa da…
Kalbin bir yanı kapısı çalınacakmış gibi yaşar.
İşte birçok insan bu noktada kendine aynı soruyu sorar:
“Neden hâlâ geçmedi?”
Çünkü bazı ilişkiler sona erdiğinde bir insanı kaybetmezsiniz.
Bir ihtimali kaybedersiniz.
Ve bazen insanları değil, ihtimalleri yas tutarız.
Travmatik bağın en büyük yanılgısı da burada başlar.
Kişi karşı tarafı özlediğini düşünür.
Oysa çoğu zaman özlenen kişi değildir.
Özlenen şey, onun bir gün vereceğine inanılan duygudur.
Anlaşılmak… Seçilmek… Öncelik olmak… Koşulsuz sevilmek… Nihayet yeterli görülmek…
Bu yüzden travmatik bağ yaşayan insanlar çoğu zaman bir insanın peşinden değil, bir duygunun peşinden koşarlar ve fark etmeden hayatlarının en yorucu savaşını verirler:
Kendilerine değerlerini kanıtlamaya çalıştıkları insanların sevgisini kazanmak için.
Oysa sevgi, kanıtlanması gereken bir sınav değildir.
Ama travmatik bağın içinde yaşayan kişi bunu göremez.
Çünkü bağın temelinde sevgi kadar acı da vardır.
İnsan zihni ilginç çalışır.
Sürekli sevgi gördüğü ilişkiler huzur verir.
Ama sevginin bazen verilip bazen geri çekildiği ilişkiler zihni meşgul eder.
Belirsizlik bağımlılık yaratır.
Kesinlik ise huzur yaratır.
Bu yüzden travmatik bağ yaşayan insanlar çoğu zaman huzurlu ilişkileri sıkıcı sanırken, yorucu ilişkileri tutku zannedebilirler.
Çünkü beden, sevgiyi değil, alıştığı duyguyu tanır.
Ve bazen tanıdık olan şey güven değil, yaradır.
İşte bu nedenle travmatik bağın kökeni çoğu zaman bugünde değil, çok daha eski yerlerde saklıdır.
Bazı insanlar çocukluklarında sevgiyi emek vererek almaya alışırlar.
Görülmek için başarılı olmak gerekir. Takdir edilmek için kusursuz olmak gerekir. Sevilmek için sürekli çabalamak gerekir.
Yıllar sonra yetişkin ilişkilerinde de aynı kuralı ararlar.
Bu yüzden onları bekleten insanlara bağlanırlar.
Onları seçmeyen insanları seçerler.
Onları yoran insanları anlamaya çalışırlar.
Ve sonunda fark etmeden aynı hikâyeyi tekrar tekrar yaşamaya başlarlar.
Çünkü insan çoğu zaman tanıdığı acıya, tanımadığı huzurdan daha kolay yaklaşır.
Travmatik bağın en acı tarafı ise kişinin kendini kaybetmesidir.
Bir noktadan sonra karşı tarafın ne hissettiği, ne düşündüğü, neden böyle davrandığı o kadar önemli hale gelir ki…
İnsan kendi duygularını duyamaz olur.
Kendi ihtiyaçlarını erteler.
Kendi sınırlarını unutur.
Ve günün sonunda şu sorunun içinde kaybolur:
“Neden beni sevmedi?”
Oysa iyileşmenin başladığı soru bambaşkadır:
“Neden sevilmediğimi hissettiğim bir yerde kalmaya devam ettim?”
Bu soru ilk bakışta rahatsız edicidir.
Çünkü dikkati karşı taraftan kendimize çevirir.
Ama aynı zamanda özgürleştiricidir.
Çünkü insan o noktada ilk kez şunu fark eder:
Sorun sevilemeyecek biri olması değildi.
Sorun, sevgiyi hak etmek için mücadele etmesi gerektiğine inanmasıydı.
Ve belki de travmatik bağdan çıkışın en önemli anı budur.
Karşı tarafın değişmesini beklemeyi bıraktığınız an.
Telefonun çalmasını beklemeyi bıraktığınız an.
Açıklama gelmesini beklemeyi bıraktığınız an.
Çünkü bazı yaralar kapanmaz.
Bazı sorular cevaplanmaz.
Bazı hikâyeler tamamlanmaz.
Ama insan yine de iyileşebilir.
Hatta bazen iyileşme, cevabı bulduğumuzda değil…
Cevap gelmeyeceğini kabul ettiğimizde başlar.
O gün geldiğinde özlem tamamen bitmez.
Anılar silinmez.
Bazen canınız yine yanar.
Ama artık başka bir şey olur.
Karşı tarafa bakmayı bırakıp kendinize bakmaya başlarsınız.
Ve ilk kez şunu görürsünüz:
Bunca zaman peşinden koştuğunuz şey bir insan değildi.
Bir gün onun size vereceğini umduğunuz değerdi.
Oysa aradığınız şey hiçbir zaman onun elinde olmadı.
Çünkü hiçbir insan, başka bir insanın kendine vermediği değeri ona kalıcı olarak veremez.
İnsan bazen birini unutunca özgürleşmez.
Kendisini yeniden hatırlayınca özgürleşir.
Travmatik bağın çözülmeye başladığı yer de tam olarak burasıdır.
Bir kapının kapanması değil…
Yıllardır dışarıda aradığınız şeyi, sonunda kendi içinizde bulmanız dileğiyle
Haftaya Habercaddesinde başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın değerli okurlarım
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI






















Yorum Yazın