"To be, or not to be, that is the question"
Olmak yada olmamak işte bütün mesele bu”
Zamanında William Shakespeare Hamlet isimli oyununda demişti.
Bu meşhur sözüyle aslında oyunda Hamlet'in babasının Kral olmasını istediği Fortinbras'ın babasını öldürdüğü düşünüldüğünde, oyunun sonunda Fortinbras'ın gelişiyle bu çember kapanmış olur. Aslında olmak ya da olmamayı mesele yapan da Hamlet'in bu trajik sonudur.
Ünlü şair Baki’de demiş ya, “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş" diye, Hayat öylesine acımasızki, insanlar yaşar, sonra sessizce unutulurlar, ama bazıları vardır ki toprağın altına girseler bile kelimeleri gökyüzünde yankılanmaya devam eder. Sevgili Habercaddesi okurlarım, bugünkü yazımda işleyeceğim ünlü şair ve oyun yazarı William Shakespeare de o yankıdır. O, yalnızca bir şair ya da oyun yazarı değildi; insan ruhunun en derin kuyularına inebilen, acıyı sevgiyle, sevgiyi umutla, umudu ise sonsuzlukla buluşturabilen bir kalemdi.
William Shakespeare’nin mürekkebi sıradan değildi. Sanki her satırını yıldızlardan damlayan bir ışıkla yazmıştı. Her cümlesinde insanın içini titreten bir gerçek, her dizisinde kalbin en gizli odalarına dokunan bir his saklıydı. Shakespeare, kelimeleri yalnızca yan yana dizmedi; onlara nefes verdi, ruh verdi ve onları ölümsüzlüğe uğurladı.
Yüzyıllar geçti…
Krallar değişti, şehirler yıkıldı, savaşlar başladı ve bitti. İnsanlık sayısız kez yeniden doğdu ama Shakespeare'in satırları hala ilk günkü kadar canlı kaldı çünkü onun anlattığı hikâyeler yalnızca bir dönemin değil, insan olmanın hikâyesiydi. Aşkın ne kadar güzel, ayrılığın ne kadar yakıcı, hırsın ne kadar tehlikeli ve vicdanın ne kadar güçlü olabileceğini herkesten önce o anlatmış gibiydi.
Bir aşığın gözyaşında Romeo'yu görmek mümkündü.
Bir sevdanın masumiyetinde Juliet'in kalbi atıyordu.
Bir insanın kararsızlığında Hamlet'in sessiz çığlığı yankılanıyordu.
Bir kıskançlığın karanlığında Othello'nun acısı saklıydı.
Ve bir ihtirasın içinde Macbeth'in gölgesi dolaşıyordu.
William Shakespeare de böyle bir isimdi. Onun hakkında çok şey yazıldı, çok şey söylendi ama ne kadar konuşulursa konuşulsun, hayatının etrafındaki sis perdesi hiçbir zaman tamamen dağılmadı. Belki de onu bu kadar özel yapan şey, sadece yazdığı eserler değil, ardında bıraktığı cevaplanmamış sorulardır.
1564 yılında İngiltere'nin Stratford-upon-Avon kasabasında dünyaya geldiği kabul edilir. Çocukluğu hakkında elimizde çok az bilgi vardır. Nasıl bir çocuktu, neler hayal ederdi, ilk kez ne zaman yazmaya başladı, bunların çoğunu bilmiyoruz. Tarihin sayfaları bu konularda sessiz kalmıştır belki de bu sessizlik, Shakespeare'in gizemini daha da büyütmektedir.
Genç yaşta Anne Hathaway ile evlendi ve çocuk sahibi oldu. Daha sonra hayatının bir döneminde Londra'ya giderek tiyatro dünyasının içine karıştı. O yıllarda tiyatro sadece bir eğlence değildi; insanların umutlarını, korkularını ve hayallerini anlattıkları bir aynaydı. Shakespeare de bu aynaya bakarak insan ruhunu anlamaya çalıştı.
Onun eserlerini okuyan herkes, aslında kendi hayatından bir parça bulur çünkü Shakespeare yalnızca kralları, prensleri ya da soyluları anlatmadı. O; kıskançlığı, sevgiyi, ihaneti, pişmanlığı, umudu ve yalnızlığı anlattı, insan kalbinin değişmeyen duygularını kelimelere dönüştürdü.
"Romeo ve Juliet" sadece iki gencin aşk hikayesi değildir. O eser, sevginin bazen bütün engellerden daha güçlü olabileceğini anlatır. "Hamlet" yalnızca bir intikam öyküsü değildir. Aynı zamanda insanın kendi içinde verdiği savaşın hikâyesidir. "Macbeth" hırsın insanı nasıl yavaş yavaş karanlığa sürüklediğini gösterirken, "Kral Lear" ise sevginin değerini çoğu zaman kaybedince anladığımızı hatırlatır.
Shakespeare'in dünyasında iyi ile kötü arasında kesin çizgiler yoktur. Onun kahramanları hata yapar, korkar, sever, pişman olur ve bazen de kendi seçimlerinin yükü altında ezilir. Belki de bu yüzden eserleri bugün bile ilk günkü kadar canlıdır çünkü insan değişse de duyguları çok fazla değişmez.
Yıllardır en çok tartışılan konulardan biri de eserlerini gerçekten Shakespeare'in yazıp yazmadığıdır. Bazıları böylesine büyük eserlerin tek bir kişi tarafından yazılamayacağını düşünmüş, farklı isimler öne sürmüştür. Kimileri bir soylunun, kimileri başka bir yazarın bu eserlerin gerçek sahibi olduğunu iddia etmiştir. Fakat bugüne kadar bu iddiaları kesin olarak kanıtlayan bir delil bulunamamıştır. Bu tartışmalar bile Shakespeare'in etrafındaki gizemi daha da derinleştirir.
Onun kaybolan yılları da hâlâ merak konusudur. Hayatının bazı dönemlerinde nerede olduğu bilinmez. Tarihçiler bu yıllara "kayıp yıllar" adını verir. O yıllarda ne yaptığı, kimlerle tanıştığı ve nasıl bir hayat yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Belki de en büyük hikâyelerini yazmasını sağlayan deneyimler tam da o bilinmeyen zamanlarda yaşanmıştır.
Shakespeare'in kullandığı dil de başlı başına bir sır gibiydi. Kelimeleri öyle ustalıkla seçmişti ki, bazen tek bir cümle insanın içinde uzun süre yankılanır. Yüzlerce yıl önce yazılmış satırlar bugün bile insanın kalbine dokunabiliyorsa bunun sebebi yalnızca güçlü bir kalem değildir. Aynı zamanda insan ruhunu derinden anlayabilmesidir.
Onun eserlerinde gece sık sık karşımıza çıkar. Sessiz sokaklar, ay ışığı, fırtınalar, sisli kaleler ve karanlık ormanlar... Bütün bu mekânlar sadece birer dekor değildir. Onlar, insanların iç dünyasını yansıtan sembollerdir. Dışarıdaki karanlık aslında karakterlerin içindeki korkuların bir yansımasıdır.
Shakespeare'in ölümünden sonra bile etkisi hiç azalmadı. Dünyanın dört bir yanında tiyatrolarda oyunları sahnelenmeye devam etti. Kitapları onlarca dile çevrildi. Her yeni kuşak, onun satırlarında kendinden bir parça buldu çünkü zaman değişse de insanın sevinci, acısı, sevgisi ve korkusu aynı kaldı.
Belki de Shakespeare'in en büyük sırrı budur. O, insanı olduğu gibi anlatmayı başardı. Kusurlarıyla, umutlarıyla ve çelişkileriyle bu yüzden eserleri hiçbir zaman eskimedi.
Yaygın inanışın aksine, Shakespeare muhtemelen doğum gününde ölmedi: tarihçiler onun 23 Nisan 1616'da, 52 yaşında öldüğünü düşünüyor. Kendisini "kusursuz sağlıkta" olarak tanımladığı vasiyetini imzaladıktan bir ay içinde öldü ve ölüm nedenini gösteren hiçbir kaynak kalmadı.
Stratford papazı, defterine yazdığı şu notla tek ipucunu veriyordu;
"Shakespeare, Drayton ve Ben Jonson neşeli bir toplantı yapmışlar ve görünüşe göre çok fazla içmişler Shakespeare orada kaptığı bir ateşten ölmüş."
Ölümünün ardından bir yazar arkadaşı şöyle yazmıştı:
"Shakespeare, dünyanın sahnesinden mezarın dinlenme odasına bu kadar çabuk gitmene şaşırdık."
Shakespeare, ölümünden iki gün sonra Londra'nın doğusunda Newham semtinde bulunan Stratford’daki Kutsal Üçlü Kilisesi’nin koro bölümüne gömüldü .Bu laneti muhtemelen Shakespeare'in kendisi yazmıştır.
Shakespeare'in mezar taşındaki lanet şöyledir:
"İsa aşkına, iyi dostum,
Burada gömülü olan toprağı kazmaktan vazgeç.
Bu taşlara dokunamayan kişi mübarek olsun,
Kemiklerimi yerinden oynatan ise lanetli olsun."
Yazıyı kendisinin yazdığı düşünülüyor. Mezarının rahatsız edilmesinden duyduğu endişe yersiz değildi: Ölümünden sonra, araştırma amacıyla veya diğer definler için yer açmak amacıyla cesetlerin mezardan çıkarılması yaygın bir uygulamaydı. Yakın zamana kadar, uyarının işe yaradığı görülüyordu: 2008'de onarım yapan inşaatçılar, yazıya saygı göstermek için taşları yerinden oynatmadılar.
William Shakespeare, yalnızca İngiltere'nin değil, bütün insanlığın ortak şairidir. O, kelimeleriyle köprüler kurmuş, duygularıyla yürekleri birleştirmiş ve hayal gücüyle asırları aşmıştır. Her yeni nesil onu yeniden keşfederken, aslında kendi kalbini de yeniden tanımaktadır.
Ve belki de bir gün, dünyanın bütün kitapları sessizliğe gömülse bile, bir insan sevdiğine gözlerinin içi gülerek "Seni seviyorum" dediğinde Shakespeare'in ruhu yine gülümseyecektir çünkü o, aşkı yalnızca anlatmadı; ona sonsuzluk kazandırdı.
Bazı yıldızlar gökyüzünü aydınlatır.
Bazı insanlar ise çağları…
William Shakespeare, çağları aydınlatan o nadir yıldızlardan biriydi. Onun ışığı, kelimelerin göğünde hala parlamaya devam ediyor ve insanlık var oldukça da parlamayı sürdürecek.
Bu günlükte bu kadar, yeni bir yazıda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın