Bazı İnsanlar Babasını Kaybettiğinde Ağlar. Bazılarıysa İlk Kez O Gün Büyür.
Bazı kayıplar vardır.
İnsan üzülür.
Zaman geçer.
Acı biraz hafifler.
Ve hayat bir şekilde devam eder.
Ama bazı kayıplar vardır ki yalnızca bir insanı alıp götürmez.
İnsanın dünyayla kurduğu ilişkiyi değiştirir.
Baba kaybı çoğu zaman böyledir.
Çünkü insan babasını kaybettiğinde sadece bir yakınını kaybetmez.
Farkında olmadan sırtını yasladığı bir duvarı kaybeder.
Ne zaman düştüğünde arayabileceği bir sesi…
Ne zaman korktuğunda varlığını hissedebileceği bir gölgeyi…
Belki de hayatın karşısında tamamen yalnız olmadığını hissettiren son şeyi kaybeder.
İlginçtir.
İnsan bunu çoğu zaman babası hayattayken fark etmez.
Çünkü güven duygusu sessizdir.
Varlığını hissettirmez.
Yokluğu hissettirir.
Tıpkı nefes almak gibi.
Nefes aldığını düşünmezsin.
Ama eksildiği an başka hiçbir şeyi düşünemezsin.
Baba da çoğu zaman böyledir.
Hayatın arka planında duran sessiz bir güç.
Varlığı alışıldık.
Yokluğu sarsıcı.
Belki bu yüzden bazı insanlar babasını kaybettiğinde yalnızca ağlamaz.
İlk kez gerçekten büyür.
Çünkü o gün anlarlar ki artık başlarına gelen hiçbir şeyi dönüp anlatabilecekleri o eski adres yoktur.
İyi bir haber aldığında aramak istediğin kişi.
Kötü bir haber aldığında sesini duymak istediğin kişi.
Bir şey kırıldığında tamir edeceğine inandığın kişi.
Bir sorun çıktığında “hallederiz” demesi bile yeten kişi…
Artık yoktur.
Ve insan bazen bir ölüm haberinden çok, gündelik hayatın içindeki küçük boşluklarda anlar kaybettiğini.
Telefonu eline alıp arayamamakta.
Bir başarıyı paylaşamamakta.
Bayram sabahlarında.
Kalabalık sofralarda.
Bir cümlenin ortasında aklına düşen bir hatırada.
Çünkü özlem çoğu zaman büyük anlarda değil, sıradan anlarda can yakar.
Babalar hakkında çok şey söylenir.
Ama bence birçok insan babasını en geç yaşta anlar.
Çünkü çocuklar sevgiyi duydukları yerden tanır.
Fedakârlığı değil.
Birçok baba sevgisini konuşamadı.
Sarılmayı bilmedi.
Duygularını anlatamadı.
Belki “Seni seviyorum” demedi.
Ama yıllarca aynı saatte işe giderek söyledi bunu.
Kendi korkularını içine gömerek söyledi.
Yorgun olduğunu belli etmemeye çalışarak söyledi.
Evladının yükünü omuzlamak için kendi yükünü sessizce taşıyarak söyledi.
Çünkü bazı adamlar sevgiyi kelimelerle göstermeyi öğrenmedi.
Onlara öğretilen şey sevmek değil, dayanmak oldu.
Ve insan bunu çoğu zaman kendi omuzları ağırlaşınca anlıyor.
Gece uyuyamadığı bir zamanda.
Bir faturaya bakarken.
Bir evin sorumluluğunu taşırken.
Kimseye belli etmeden güçlü durmaya çalışırken.
Birden babasının neden hep biraz yorgun göründüğünü anlıyor.
Ve canını en çok da şu yakıyor:
Bazı teşekkürler söylenemeden geçiyor.
Bazı özürler edilemiyor.
Bazı sarılmalar erteleniyor.
İnsan anne babasının da hayatı ilk kez yaşadığını çok geç fark ediyor.
Onların da korktuğunu.
Onların da yorulduğunu.
Onların da bazen ne yapacağını bilmediğini.
Ama buna rağmen çocuklarının gözünde güçlü görünmeye çalıştığını.
Belki kusurluydular.
Belki hatalar yaptılar.
Belki bazı yaralar bıraktılar.
Ama çoğu baba mükemmel olmaya çalışmadı.
Sadece yük olmamaya çalıştı.
Ve çoğu zaman bunu yaparken kendini unuttu.
İnsan bunu en çok yokluklarında görüyor.
Çünkü bazı insanlar öldüğünde sadece bir insan gitmiyor.
Bir alışkanlık gidiyor.
Bir güven duygusu gidiyor.
Dünyaya karşı açılmış görünmez bir şemsiye kapanıyor.
Ve insan ilk kez yağmurun altında tek başına kaldığını hissediyor.
Belki de bu yüzden Babalar Günü herkes için aynı anlamı taşımıyor.
Bazıları için bir kutlama.
Bazıları için bir telefon görüşmesi.
Bazıları için geç kalmamış bir teşekkür.
Bazıları içinse yıllardır dinmeyen bir özlem.
Ama hangi tarafta olursak olalım, çoğumuzun içinde aynı şey yaşıyor.
Hayat ne kadar ilerlerse ilerlesin…
Saçlarımıza ne kadar beyaz düşerse düşsün…
Kaç yaşına gelirsek gelelim…
İçimizde bir yerde hâlâ babasının sesini duymak isteyen küçük bir çocuk var.
Ve belki özlem tam olarak budur.
Bir insanı geri istemek değil.
Onun yanında hissettiğin duyguyu geri istemek.
Çünkü bazı babalar toprağa verilir.
Ama çocuklarının içindeki yerlerinden hiç gitmezler.
Bir bakışta yaşarlar.
Bir alışkanlıkta.
Bir cümlede.
Bir duruşta.
Bazen oğlunun yürüyüşünde.
Bazen kızının merhametinde.Ve yıllar sonra bile bir kararın eşiğinde insan kendini fark etmeden aynı soruyu sorarken bulur:
“Babam olsaydı ne derdi?”
İşte o an anlarsın.
Bazı insanlar ölür.
Bazılarıysa sevdiklerinin karakterinde yaşamaya devam eder.
Ve belki bir babanın geride bırakabileceği en büyük miras da budur.
Sevgili Habercaddesi okurlarım, yazılarıma gösterdiğiniz yoğun ilgiye çok teşekkür ederim, üç gün sonra babalar gününü kutlayacağız, benim gibi çok okurum da, babasının elini öpemeyecek… Çünkü onlar yok artık, Hepsine rahmet dilerim.
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI























Yorum Yazın