Bazı insanlar vardır.
Dışarıdan bakınca hayatlarını gayet iyi yönetiyor gibi görünürler.
Sorumluluklarını yerine getirirler.
Kimseyi yarı yolda bırakmazlar.
İşlerini yaparlar.
Evlerini çekip çevirirler.
Çocuklarına yetişirler.
Kriz anlarında sakin kalırlar.
Herkes onların ne kadar güçlü olduğunu söyler.
Ama kimse dönüp şunu sormaz:
“Sen en son ne zaman mutlu oldun?”
Çünkü bazen insanın sorunu güçsüz olması değildir.
Sorun, güçlü olmaktan başka bir şey bilmemesidir.
Bazı insanlar çocukken erken büyür.
Evde bir şeyler eksiktir.
Birileri yorulmuştur.
Birileri gitmiştir.
Birileri kırılmıştır.
Ve çocuk, çocuk kalmak yerine güçlü olmayı öğrenir.
Sessiz olmayı.
İdare etmeyi.
Yük olmamayı.
Sorun çıkarmamayı.
Zamanla bu özellikler övülür.
“Ne olgun çocuk.”
“Ne güçlü insan.”
“Her şeyin üstesinden geliyor.”
Kimse görmez.
Çünkü görünmeyen şey şudur:
Bazı insanlar güçlü oldukları için alkışlanırken, aslında ihtiyaç duydukları şey teselli edilmektir.
Yıllar geçer.
Çocuk büyür.
Ama öğrendiği şey değişmez.
Hâlâ herkese yetişir.
Hâlâ kendi ihtiyacını sona bırakır.
Hâlâ yorulduğunu söylemekte zorlanır.
Hâlâ yardım istemeyi beceremez.
Ve bir gün hayatında garip bir boşluk oluşur.
Her şey yolundadır.
Ama hiçbir şey iyi hissettirmez.
Çünkü insan yalnızca acıya dayanarak yaşayamaz.
Ruhun başka ihtiyaçları vardır.
Neşe gibi.
Merak gibi.
Oyunculuk gibi.
Anlamsız görünen küçük mutluluklar gibi.
Oysa birçok insan mutluluğu sürekli erteler.
“Şu dönem geçsin.”
“Şu borç bitsin.”
“Şu sorun çözülsün.”
“Biraz daha dayanayım.”
Ve fark etmeden hayatını bekleme odasında geçirir.
Mutluluk gelecekte yaşanacak bir olay haline gelir.
Bugün değil.
Yarın.
Hep yarın.
Ama insanın kaçırdığı şey şudur:
Hayatın büyük kısmı o bekleme odasında geçer.
Ve bazen yıllar sonra dönüp baktığında fark edersin:
Hayat seni yormamıştır.
Kendine hiç yaşama izni vermemek yormuştur.
Çünkü sürekli güçlü olmak göründüğü kadar masum değildir.
Sürekli güçlü olmak bazen bir korkudur.
Dağılmaktan korkmak.
İhtiyaç duymaktan korkmak.
Yük olmaktan korkmak.
Birilerinin seni hayal kırıklığına uğratmasından korkmak.
Bu yüzden bazı insanlar yorulduklarında dinlenmez.
Daha çok çabalar.
Üzüldüklerinde durmaz.
Daha çok çalışırlar.
Kırıldıklarında geri çekilmez.
Daha güçlü görünürler.
Ve kimse onların aslında ne kadar yorgun olduğunu fark etmez.
Belki de olgunluk sandığımız şey her şeyi taşıyabilmek değildir.
Belki olgunluk bazen yükü yere bırakabilmektir.
Belki güç, hiç düşmemek değildir.
Düştüğünü kabul edebilmektir.
Belki cesaret, herkese yetebilmek değildir.
Bir gün kendine de yetmeye karar verebilmektir.
Çünkü insan yalnızca dayanmak için yaratılmadı.
Yalnızca görevlerini yerine getirmek için de.
Yalnızca güçlü görünmek için hiç değil.
İnsan bazen sebepsiz yere gülebilmek için yaratıldı.
Bir dostun yanında gevşeyebilmek için.
Kendini güvende hissedebilmek için.
Bir fincan kahvenin tadını gerçekten alabilmek için.
Gökyüzüne bakıp birkaç dakika hiçbir şeyi çözmeye çalışmamak için.
Ve belki bugün kendine sorabileceğin en önemli soru şu:
Bu kadar güçlü olmak zorunda olmasaydım…
Nasıl yaşardım?
Çünkü bazen iyileşme, daha güçlü olmak değildir.
İyileşme, sonunda güçlü olmayı bırakabilecek kadar güvende hissedebilmektir.
Haftaya başka konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİŞBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI























Yorum Yazın