Bazı eşyalar vardır; işlevlerini çoktan aşmış, kendi hikâyelerini yazmaya başlamışlardır. Bir kol saati yalnızca zamanı göstermez, parmağa takılan bir yüzük, boyna takılan bir kolye yalnızca bir takı değildir onlarında bir geçmişi bir hatırası vardır ve bazı çantalar vardır ki omuza asılmakla kalmaz nesiller boyunca taşınır.
Sizlere anlatacağım Hermes çantaları da bence tam olarak böyledir.
Bugün Newyork’ta , Tokyo’da ya da Paris’in Şanzelize Bulvarı’nda kısaca dünyanın dört bir yanında vitrinlerin önünde hayranlıkla bakılan, Satın almak için aylarca beklemek gerekse bile mutlaka bu çantaya sahip olmak isteyen insanların imrenerek izlediği Hermes çantalarının hikâyesi aslında bir moda masalından çok daha fazlasıdır. Siz değerli Habercaddesi okurlarıma anlatacağım bu hikâye, bir markanın değil; emeğin, ustalığın, zamanın ve insan ruhunun hikâyesidir.
Bugün soyadını bir kalite olarak tarihe yazdıran Thierry Hermès, 1801 yılında Almanya'nın Krefeld kentinde dünyaya geldi. Bugünlere geleceğini tahmin bile edemezdi çünkü o ne servetin ne de şöhretin hayalini kuruyordu. Hermes’in dünyası daha gerçekçiydi deri kokusu el emeği ve kusursuz işçilik hepsi buydu. Gençliğinde yaşadığı zorluklar, Avrupa'nın çalkantılı yılları ve ailesini kaybetmenin verdiği derin acıları karakterini şekillendiren görünmez çekiç darbeleri oldu.
1837 yılında Paris'te küçük bir koşum ve eyer atölyesi açtığında kimse bu mütevazı dükkânın iki yüzyıl sonra bir efsaneye dönüşeceğini hayal bile edemiyordu. O dönemde at arabaları hayatın merkezindeydi Aristokratlar, devlet adamları ve zengin tüccarlar seyahatlerini atlarla gerçekleştiriyordu. Thierry Hermès ise onların yolculuklarını daha güvenli daha konforlu ve daha zarif hâle getirmek için çalışıyordu. O günlerde yaptığı işin, gün gelecek dünyanın en prestijli moda evlerinden birinin temelini oluşturacağını düşündüm de kendisi bile tahmin edememiştir.
Zaman değişti artık at arabalarının yerini otomobiller aldı ancak Hermes zamana ayak uydurup değişmek yerine dönüşmeyi seçti. Deri işçiliğindeki ustalığını koruyarak yeni ürünler üretmeye başladı. Valizler, aksesuarlar ve sonunda bugün efsane olarak kabul edilen, sahip olmak için çok yüksek paralara alınan hatta almak için günlerce, haftalarca sıra beklemek pahasına bir marka oluştu.
Tüm bunların yanı sıra Hermes çantalarını özel kılan yalnızca kullanılan deri ya da kusursuz dikişler değil elbette bence asıl değer, her bir parçanın arkasındaki görünmeyen hikâyededir.
Herbir Hermes çantası tek bir ustanın elinden çıkar, kesiminden son dikişine kadar aynı el tarafından şekillendirilir. Bu nedenle her çanta, üretim bandından çıkan bir ürün değil; başkaca eşi olmayan, küçük bir sanat eseridir.
Günümüzde bir efsane olarak kabul edilen bu ünlü markanın tarihindeki en unutulmaz dönüm noktalarından biri ise 1950'lerde yaşandı. O dönem Hollywood'un ve dünyanın gözdesi olan Grace Kelly, bir Hermes çantasını paparazzilerden saklanmak için yüzüne tutarken görüntülendi, fotoğraf kısa sürede tüm dünyaya yayıldı, çanta bir anda yalnızca çanta ürünü olmaktan çıktı ve zarafetin sembolü haline geldi. Daha sonra çantanın bu modelinin adı firma tarafından “Kelly" olarak değiştirildi günümüzdeki “Kelly” modeli buradan doğdu.
Yıllar sonra başka bir tesadüf başka bir efsaneyi doğurdu. 60'lar ve 70'lerin sinema ve müzik dünyasına damgasını vuran, "İngilizlerin en Fransızı" olarak bilinen ikonik İngiliz-Fransız şarkıcı, oyuncu Jane Birkin, 1980'lerin başında bir uçak yolculuğunda Hermes'in yöneticisi Jean-Louis Dumas ile yan yana oturdu. Jane Birkin, günlük hayatında kullanabileceği kadar büyük ve şık bir çanta bulamamaktan yakındı. Çok araştırmama rağmen kesin kaynağını bulamadım onun için bir rivayete göre diyeceğim bir kâğıt üzerine çizilen taslak, yıllar sonra dünyanın en çok arzulanan çantalarından biri olacak adı da “Birkin" modeline dönüşecekti.
Bugün Hermes modellerinin Birkin ve Kelly çantaları yalnızca lüks tüketim ürünleri olarak görülmüyor, kimileri için bir yatırım aracı, kimileri için bir aile mirası, kimileri için ise ulaşılması güç bir hayal.
Ancak Hermès'in asıl başarısı da burada yatıyor.
Modern dünyada her şey hızla tüketiliyor telefonlarımız birkaç yılda eskiyor, trendler birkaç ay içinde unutuluyor, sosyal medya akışları saniyeler içinde değişiyor fakat Hermès'in temsil ettiği şey bu hızla değişen dünyanın tam karşısında dimdik ayakta durmak.
Bu nedenle Hermès'in hikâyesi deri ve dikişten ibaret değildir.
O hikâye insanlığın kaybetmeye başladığı sabrın hikâyesidir, el emeğinin değerinin hikâyesidir, kalıcılığın, sadeliğin ve zarafetin hikâyesidir.
Başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın