1965 yılı Ağustos ayının kavurucu sıcaklığında , Ankara’dan saat 20.00 ‘de yola çıkan “ Civan ” otobüs firmasına ait yolcu otobüsü İstanbul’a varamadan Sakarya’nın Hendek ilçesi yakınlarında ölüm sessizliğine büründü.
Bazı acılar vardır; üzerinden onlarca yıl geçse de zaman onları unutturamaz.
Hatta bazen unutuldukça daha da ağırlaşırlar. Türkiye'nin yakın tarihindeki en büyük trajedilerden biri olan “1965 Hendek Otobüs Faciası” da böyle bir acıdır.
Bugün pek az kişinin hatırladığı, tarih kitaplarının birkaç satırına sıkışmış bu olay; aslında insanlığın, çaresizliğin ve kaderin en acı yüzlerinden birini gözler önüne serer.
Zaman öyle acımasızdır ki, sadece insanların hayatını değil, gün olur zamanın akışını da durdurur. Takvim yaprakları ilerler, yıllar geçer, yollar yenilenir, araçlar değişir ama o gecenin acısı olduğu yerde kalır. 11 Ağustos 1965 gecesi Hendek'te yaşanan facia da böyleydi.
Aradan çok uzun yıllar geçti, o tarihte doğanlar, şimdi torunlara karıştı ama okuduklarım karşısında o geceyi düşündüğümde hâlâ gözlerimin önüne karanlığın içinden ilerleyen bir otobüs geliyor.
O zamanlar şimdiki gibi lüks otobüsler yok, o yıllarda, Avrupa’dan yeni getirilen 302 Mercedes marka otobüsler zamanının lüks sınıfı araçlarından.
“Civan” Otobüs firmasına ait bir 302 Mercedes otobüs Ankara’ın eski Ulus’taki Otogarından gecenin bir saati hareket etmiş, kırk yolcusu ile birlikte İstanbul’a doğru gidiyordu. Ankara’dan İstanbul’a doğru yol alan yolcuların;
Kimi torununu sevmeye gidiyordu,
Kimi sevdiğine kavuşacaktı.
Kimi iş görüşmesine gidiyordu.
Kimi ise belki de hayatında ilk kez büyük bir yolculuğa çıkmış, İstanbul’u merak ediyordu.
Hepsinin ortak inancı ise sabahı göreceklerini sanmalarıydı.
Kim bilir kaç anne çocuğuna sarılıp vedalaşmıştı,
Kaç baba evden çıkarken son kez el sallamıştı?
Kaç nişanlı, kaç eş, kaç evlat, birkaç saat sonra yaşanacak felaketten habersiz uykuya dalmıştı?
Gece saatler ilerlerken acı kader de sessizce yaklaşmaktaydı.
Herşey yolunda gidiyordu, Ankara’dan yola çıkan otobüs, Kızılcahamam’ı geçip, Gerede yolundan Bolu’ya yaklaştığında gece hayli ilerlemişti, o zamanlar Bolu Tüneli henüz yapılmamıştı, herkes Bolu Dağı’nı tırmanmak zorundaydı. Kaynaşlı Düzce derken nihayet Sakarya sınırlarına girmişlerdi, otobüs saat 03.15 sularında Hendek’teki Kargalıhanbaba isimli köyün yakınından geçiyordu, tarihin en korkunç trafik kazalarından birisi bu köyde yaşandı!
Herkes uykuya dalmış, otobüsün motorunun sesi sanki ninni gibi geliyordu ve ani bir çarpışma herkesi uykudan uyandırmıştı.
Normal şartlarda sıradan bir trafik kazası olarak kayıtlara geçebilecek bir olay iken yaşanan büyük felaket bunu sıradan bir trafik kazası olmaktan çıkarmıştı.
Otoyolda hızla seyreden otobüs Hendek yakınlarında arıza sebebiyle park etmiş bir kamyona çarpmıştı.
Kazada otobüs çok küçük hasar aldı, kimse yaralanmadı.
Eğer yaşananlar bununla sınırlı kalsaydı, sıradan hasarlı trafik kazası olarak kayıtlara geçecekti ama durum öyle olmadı, otobüsün çarptığı kamyon, Nitrik Asit yani halk dilinde bilinen adıyla “Kezzap” yüklüydü.
Hayal gücünüzü zorlamayın, sandığınız gibi , Nitrik Asit otobüsün üzerine dökülmedi.
Yolun kenarındaki şarampolde küçük bir su birikintisi bulunuyordu. Nitrik Asit dolu dev damacanalar parçalanınca, içindeki kimyasal şarampolden aşağı döküldü ve su birikintisinin içine karıştı.
Nitrik Asit suyla karışınca kimyasal tepkime oluştu, ortalığı beyaz bir duman kapladı bu duman bir iki metre gerideki yolun kenarında duran otobüsün içine de doldu.
Kaza anında henüz üzerlerindeki mahmurluğu atamamış yolcular, dumanı görünce otobüsün yandığını düşünüp o panikle çıkmak için kapılara hücum ettiler biraz izdiham olduysa da kimse yaralanmadı.
Kazada kamyondan yere dökülen nitrik asit asfaltta birikmişti, otobüsten inen yolcular, karanlıkta nereye bastıklarını görmeden bu Nitrik Asit birikintisine basınca ayakları yanmaya başladı. Asit acısı acıların en büyüğüdür, gecenin zifiri karanlığıydı yoldan hemen biraz ileride su birikintisi gördüler oysa su birikintisi sandıkları yer bir Nitrik asit göletiydi. Korkunç olay da tam bu anda yaşandı yolcular ayaklarının acısını dindirmek için kendilerini su sandıkları, kezzap dolu çukura attılar, çukura atlayanlar saniyeler içinde eriyordu. Gecenin karanlığında kendisini kezzap göletine bırakan tam 23 yolcu yürekleri parçalayan canhıraş bağırışlar arasında eriyerek yok oldular.
Kamyon şoförü Mustafa Silik de kezzapla yandı, ağır yaralıydı, 6 saatlik yaşam mücadelesinden sonra oda hayatını kaybetti. Yanık kokusu ile yanan yolcuların feryatları Hendek’in 2 kilometre uzağından bile duyulabiliyordu.
Olaya ilk olarak Kargalıhanbaba köyü sakinleri ve Hendek 476. Hafif Ulaştırma Taburu’nda vatani görevlerini yapan askerler müdahale etti. Köylüler ve askerler, aralarında ABD ve Lübnan vatandaşlarının ve otobüs şoförü Özdemir Süer'in de bulunduğu 17 kişiyi yaralı olarak kurtarmayı başardılar.
Kimyasal yanıklar o kadar şiddetliydi ki, yardıma koşanlar gördükleri manzara karşısında dehşete düştüler. 23 yolcu olay yerinde feci şekilde hayatını kaybetti. Cenazeler tanınamaz durumda olduğu için nakledilemedi ve kazanın hemen yanındaki tarlada açılan bir çukura toplu halde gömüldüler. Köyün imamı mezar yerinin başında cenaze namazını kıldı ve daha sonra toplu mezar toprakla kapatıldı.
Göletteki kezzaba temas edip hayatta kalan yaralıların da durumları parlak değildi. Kimisi gözünü kaybetti, kimisi kolunu, bacağını, çokları asit yanığından tanınmayacak haldeydiler. Kimisinin vücudunda iyileşmesi imkansız çok ağır yaralar vardı.
Adapazarı Devlet Hastanesi’nin koğuşları yanan insanların feryatlarıyla inliyordu, duydukları acı çok büyüktü tarifi yoktu.
Hastane koridorlarında “Yalvarırım dayanamıyorum öldürün beni “ diye bağrışan insanlar vardı.
Bugün Hendek'ten geçen binlerce araç var.
İnsanlar aceleyle yollarına devam ediyorlar.
Belki çoğu, yıllar önce aynı topraklarda yaşanan o korkunç geceyi bilmiyor.
Belki de yolun birkaç metre ötesinde yatan o gecenin talihsiz yolcularının farkında bile değil.
Ama tarih bazen sessiz konuşur.
Anıtlar konuşur.
Toprak konuşur.
Unutulmuş mezarlar konuşur.
Ve bazı geceler, rüzgâr bile geçmişin acısını taşır.
Hendek Faciası bize yalnızca bir trafik kazasını anlatmıyor insan hayatının ne kadar kırılgan olduğunu da hatırlatıyor.
Sabah uyanacağımızın garantisi olmadığı gibi, çıktığımız her yolculuğun da sonuna ulaşacağımızın garantisi yok. Gidipte dönmemek , dönüpte bulamamak var, birkaç saniye, birkaç metre ve birkaç yanlış tesadüf; onlarca hayatı geri dönüşü olmayan şekilde değiştirebiliyor.
Başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın