Birçok insan ilişki dendiğinde ilk olarak sevgiyi düşünür.
Beni seviyor mu?
Bana değer veriyor mu?
Beni kaybetmek ister mi?
Oysa yıllar içinde insanların ilişkilerde en çok sordukları sorunun yanlış soru olabileceğini fark ettim.
Çünkü bazı insanlar çok sevilir.
Ama hiç huzurlu değildir.
Bazıları sürekli ilgi görür.
Ama içleri rahat değildir.
Bazıları sevildiğinden emindir.
Ama yine de sürekli tetiktedir.
İşte burada insanın karşısına rahatsız edici bir gerçek çıkar:
Sevgi ile güven aynı şey değildir.
Bir insan sizi sevebilir.
Ama sizi sürekli belirsizliğin içinde bırakabilir.
Sizi özleyebilir.
Ama en çok ihtiyaç duyduğunuz anda ortadan kaybolabilir.
Size değer verdiğini söyleyebilir.
Ama kırıldığınızda savunmaya geçebilir.
Çünkü sevgi bir duygu olabilir.
Ama güven bir deneyimdir.
Ve insan duyduğu şeylere değil, tekrar tekrar yaşadığı şeylere inanır.
Belki de bu yüzden güven, bir ilişkinin en sessiz ihtiyacıdır
Varlığını pek fark etmeyiz.
Ama yokluğu her yere sızar.
Mesajın geç gelmesine.
Bir ses tonuna.
Bir bakışa.
Bir cümlenin altındaki anlama.
Ve zamanla insan ilişkiyi yaşamayı bırakır.
İlişkiyi analiz etmeye başlar.
Ne demek istedi?
Neden böyle yaptı?
Acaba değişti mi?
Acaba hâlâ aynı şeyi hissediyor mu?
İnsan sürekli düşünüyorsa, çoğu zaman kendini güvende hissetmiyordur.
Çünkü güvenin olduğu yerde zihin dinlenir.
Güvenin olmadığı yerde zihin nöbet tutar.
İlişkilerde birçok insanın gözden kaçırdığı şey budur.
Güven, sadakatin sonucu değildir.
Sadakat, güvenin görünen yüzlerinden biridir.
Asıl güven, karşındaki insanın davranışlarının seni sürekli tetikte bırakmamasıdır.
Bugün başka, yarın başka biri olmamasıdır.
Sana yakınlaştığında başka, uzaklaştığında başka biri olmamasıdır.
Çünkü insan kusursuz insanlara güvenmez.
Tutarlı insanlara güvenir.
Saygı da tam burada devreye girer.
Birçok kişi saygıyı nazik konuşmak sanır.
Oysa saygı, karşındaki insanın duygularını senin işine geldiği kadar değil, onun canını yaktığı kadar önemsemektir.
Öfkeliyken bile sınırı geçmemektir.
Haklıyken bile aşağılamamaktır.
Karşındaki insanın zayıf noktalarını öğrenip onları silah olarak kullanmamaktır.
Çünkü bir insanın karakteri, istediğini aldığı zaman değil; alamadığı zaman ortaya çıkar.
Sadakat ise çoğu kişinin düşündüğünden çok daha derin bir şeydir.
Sadakat yalnızca gitmemek değildir.
Sadakat, kalmaya karar verdiğin insanın güvenliğini korumaktır.
Odada yokken de.
Tartışırken de.
Öfkelenirken de.
Hayal kırıklığına uğradığında da.
Çünkü sadakat bir davranış değil, bir duruştur.
Ve belki de bütün sağlıklı ilişkilerin merkezinde aynı ihtiyaç vardır:
İnsan sevildiğini hissetmek ister.
Ama daha da önemlisi, sevildiği yerde korkmadan var olabilmek ister.
Çünkü insanın ruhu sürekli tetikte olduğu yerde açmaz.
Tıpkı bir çiçeğin sert rüzgârın ortasında açamaması gibi.
Yakınlık da ancak güvenli hissedilen yerde büyür.
Belki bu yüzden bir ilişkinin gerçek kalitesini anlamak için sorulması gereken soru:
“Beni seviyor mu?” değildir.
Asıl soru şudur:
“Onun yanındayken kendimi korumayı bırakabiliyor muyum?”
Çünkü insanın kalbi en çok sevildiği yerde değil…
Kendisi olmaktan korkmadığı yerde dinlenir.
Ve bazen bir ilişkinin size iyi gelip gelmediğini anlamanın en basit yolu budur:
Yanındayken içinizdeki nöbetçi uyuyabiliyor mu?
Yoksa hâlâ her gece kapıda bekliyor mu?
Haftaya başka konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİŞBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI























Yorum Yazın