Her şey televizyondaki kanalların birinde gördüğüm yarışma ile başlamıştı, o an dikkatimi çekmişti, zamanın gelmiş geçmiş en büyük dolandırıcısını soruluyordu.
Cevap elbette ki Eyüplü Halit’ti.
Zamanın en ünlü dolandırıcısı olarak bildiğimiz hatta benim köşeme misafir olan Sülün Osman’ın bile şapka çıkarttığı “Dolandırıcılar Kralı” ünvanıyla ünlü bir dolandırıcı daha vardı Eyüplü Halit…
İlginç bir hikayesi vardı.
Bir dolandırıcı düşünün adamın ünü sınırlarımızı aşmış öyle ki, 1922-1943 yılları arasında İtalya’yı yönetmiş Faşist Diktatör Benito Mussolini’yi bile kendisine inandırıp dolandırmıştı. Efsanelerle dolu hayat hikayesi 'Öz Hakiki Karakol' filmine hayat verdi.
Türkçe okuma yazması yoktu ama Fransızcası mükemmeldi ayrıca Rumcayı ana dili gibi bilmesi bazı kaynaklarda onun Rum olduğu iddia edilse de, aslında öyle olmadığı, dolandırmak amacıyla bir Rum kızı ile nişanlanlanınca, kızın babasına, annesinin Rum olduğunu söyleyerek adamı kandırdığı söylenir ve kendi şöyle demiştir.
“Bu sözleri de hakikat sanan ve benim bir Rum anadan dünyaya geldiğime inanan bu zavallı adam” diyerek dolandırdığı adamla alay bile ettiği olmuştur.
Adama anlattığı hikâyeye göre, annesi Girit kökenli bir Rum’du, babasıyla evlenmeden önce Girit’ten İstanbul’a gelmiş, babasıyla tanışınca Müslüman olmuş ve onunla evlenmişti tabiki bu büyük bir yalandı, gerçekle alakası yoktu.
Eyüplü Halit’in hayat hikayesini merak etmiştim, Halit’in ailesi ve kimliği ile ilgili bilgiler kendi hatıralarında da net olarak yer almamaktaydı.
Kesin bilgiler olmamakla birlikte 1890 yılında Eyüp’te doğduğu söylenir. Babası Eyüp Sultan Camii türbedarı ve imamıdır. Oturdukları semt ve babasının bir “Türbedar ve İmam” olması dışında ailesi hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Annesiyle babasının adı, Halit dolandırıcılıklarıyla kamuoyunda ilk tanındığı zamanlarda da bilinmiyordu ve Halit hatıralarını anlatırken bunu kasıtlı olarak yaptığını, kimseye anne ve babasının gerçek kimliğini açıklamadığını ifade etmekteydi:
“Kirli şöhretimin babama bulaşmasına razı değilim. Annemin ruhunun bu yüzden azap duymasını istemem,” diyerek, ailesini koruma kaygısıyla bu şekilde davrandığını belirtmekteydi.
Soyadı Kanunu ile birlikte “Keskiner” soyadını alan Halit’in hayatındaki çeşitli ayrıntılar gibi ne zaman, nerede öldüğü de bilinmemekte olup kısaca hayatı gizemlerle doludur.
Geçmişte Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinde mağazaları olan giyim sektörünün önde gelen isimlerinden Mayer mağazalarının kurucusunun torunu olan George Mayer, yıllar sonra Eyüplü Halit ile olan anısını şöyle anlatıyordu:
“Eyüplü Halit birara mağazamızın müdavimi olan en tuhaf simalardan biriydi. Giyimine çok önem veren en az altmış yaşında, alışılmadık küçük vücut yapısıyla zayıf bir adamcağızdı. Ütü çizgileri cetvel ile çizilmiş gibiydi. Kravatında inci ve pırlantalı iğne asla eksik olmazdı ve gümüş kabzalı küçük bastonu uyandırdığı züppe intibasını daha da belirgin kılıyordu. Halit bizden en zarif kazakları satın alırken ya da yeni kravatlar arasından çok titizlikle seçim yaparken gerçekte çok güzel kasiyerimizle ilgilendiğinden sıkça şüpheleniyordum. Kasiyerimiz birkaç kere onu sepetlemişti hatta seyahatlerinden ona küçük hediyeler getireceğine dair verdiği sözler bile etkisiz kalıp boşa çıkıyordu ama onun sayesinde küçük züppemizin ticaret filosu kaptanı olduğunu ve İzmir’de oturduğunu öğrendik.
Bir keresinde bize bir bayan ile birlikte bir taksiyle geldi aceleyle doğrudan yazıhaneme yöneldi. O esnada kız kardeşinin birinci katta elbise ve manto seçtiğini söyleyerek kendisine bir Türk kahvesi ısmarlamamı rica etti.
Ricasını yerine getirdim. Satış elemanları taşradan geldiği anlaşılan genç bayanla ilgileniyorlardı ve Halit sıcak, sade kahvesini keyifle höpürdetiyordu sonra en yeni moda ürünlerini önüne serdirtti ve sonunda otuz sekiz lira tutan ipek bir gömlek beğendi. Bir binlikle ödemeyi yaptı. Ona para üstü ile paketi verildiğinde, bir an durdu, bana döndü ve şöyle dedi:
“Kız kardeşimin bir gömlek için bu kadar para harcadığımı görmesini istemiyorum. Bunu çabucak eve götürüp beş dakika sonra dönerim.”
Halit’in kız kardeşi seçimini yaptığında ve alışverişinde erkek kardeşinin olurunu istemek için geldiğinde bu beş dakika çoktan geçmişti.
Onun gitmiş olduğunu duyduğunda telaşla üzerime yürüdü ve gittiğini sordu.
Eve dedim ama birkaç dakika sonra döneceğine söz verdi.
Bu birkaç dakika yarım saat oldu ve müşterimiz hâlâ dönmemişti.
Genç bayanın huzursuzluğu geçen her dakika ile artıyordu ve sonunda birlikte kahve içmiş olduğum adamın kim olduğunu sordu.
“İsmini bana mı soruyorsunuz?” diye cevap verdim şaşırarak,
“Onu sadece müşteri olarak tanıyorum, refakat ederek bize geldiğiniz adamın kim olduğunu sizin bilmeniz gerekir!”
“Hayır” diye karşılık vererek ağladı “bana sadece filo kaptanı olduğunu söyledi”
Ondan sonra hıçkırarak, daha önceki gün Anadolu’dan gelmiş olduğunu ve bu ecnebi beyin daha tren istasyonunda ona yardımcı olduğunu anlattı.
Birlikte bir muhallebiciye gitmişler ve akşama kadar birlikte olduktan sonra kaptan ona evlilik teklif etmiş. Aşık olmuş, ondan hoşlanıyormuş ve uzun süredir yalnızlığını sona erdirecek güzel ve akıllı bir kadın arıyormuş. Hemen evlenebilmek için bütün teferruatları görüşmek üzere daha ertesi gün onu ablası ile tanıştıracağına söz vermiş.
Sabah genç bayanı baştan aşağıya süzerek onu yeterince iyi giyimli bulmamış ve cömert bir tavırla ona derhal yeni elbiseler alacağını izah etmiş. Genç gelin adayı mutluluktan uçuyordu öyle aniden öyle umulmadan oluvermişti ki umut dolu yola koyuldu ancak mağazamıza uğramadan önce Merkez Bankası’na gitmişlerdi.
Kaptan buradan alışverişleri için biraz para çekmek istiyordu, banka sabah erkenden kapalı olduğundan hanımefendi kaptana cüzdanını takdim etti ve o da içinden bir binlik alarak banka açıldığında parayı geri vereceğine dair söz verdi. Sonra mağazamıza geldiler ve o birinci katta kıyafetlerini biraraya getirirken sözde kaptan ipek gömlekle ve binliğin geri kalanıyla kaçtı gitti. Zavallı kadın ümitsizdi sonunda çağrılan polis kendisine evlilik vaadiyle şimdiye kadar 68 gelin adayını benzer yöntemlerle dolandırmış olan meşhur Eyüplü Halit’in yeni bir macerasının söz konusu olduğu söylediğinde artık onu sakinleştirmek mümkün değildi…
Eyüplü Halit’in maceraları bitmez.
Geçmiş zaman İstanbul’un işgal altındaki son günleri... Türk ordusunun şehre girmesine üç-dört gün kalmış. Eyüplü Halit, arkadaşı Arap Abdullah’la birlikte Feridiye semtinde bir ev kiralayıp kendine bir ‘karakol’ açıyor. Kentte o zaman tam bir otorite boşluğu olduğu için kimse de bunu garipsemiyor. Kendisi ‘Komiser’, Abdullah da ’Bekçi’ rolünü oynuyor.
Eyüplü Halit, Arap Abdullah’ı bölgede oturan paralı Rumlara gönderip karakola çağırtıyor ve kızgın komiser rolünde onları sıkıştırıyor:
‘Masum insanları ihbar edersin ha? Göstericem gününü!’ Arka odayı da nezarethane dekorunda düzenlemişler, adamları nezarete attırıp Bekçi Arap Abdullah’ı yanlarına gönderiyor Abdullah onlarla şöyle konuşuyor.
“Aslında komiser göründüğü kadar hiddetli değildir, hani şöyle birkaç kuruş sıkıştırsan..”
İki üç gün içinde zengin Rumları bu numarayla soyuyorlar. Türk Ordusu şehre girmeden bir gün önce de bu karakol kendiliğinden kapanıyor.
Ömrünün çoğunu hapiste geçiren Eyüplü Halit yine cezaevinde olduğu zamanda, tahliyesine bir gün kala, kaldığı koğuşa yeni bir mahkûm geliyor, Eyüplü Halit yeni mahkumu merdivenlerin altındaki odunluğa götürüp,
‘Bak kardeşim bu koğuşun sobası bana ait ama ben yarın çıkıyorum. Sobanın yanmasından ben sorumluyum ve her gün diğer mahkûmlardan 5’er kuruş alarak yolumu bulurum. Seni sevdim, 15 lira verirsen bu sobayı sana satarım’ diyor.
Yeni mahkûm Eyüplü Halit’e 15 lira veriyor. Eyüplü Halit ertesi gün cezaevinden ayrılıyor. Yeni mahkûm işe koyulup sobayı yakıyor,
Diğer mahkûmlar şaşkın, şaşkın ‘Ne iyi adam, kendi kendine sobayı yakıyor’ diyorlar.
Yeni mahkum soba yakma karşılığında para toplamayı beklerken, kısa sürede dolandırıldığını anlıyor.
Eyüplü Halit’in tarihe geçen en büyük anısı bence Mussolini olayıdır.
İtalyan Diktatör Benito Mussolini o devirde İtalya’nın en büyük, Avrupa’nın ise ikinci büyük lideridir.
Sultanahmet Cezaevi’nde iken, bir İtalyan kasa hırsızıyla aynı koğuşa düşmesi ona altın tepsiyle sunulmuş bir fırsat gibiydi. Hapishane çevresi İtalyanca bilmediği için çaresiz kalan bu İtalyan mahkumu, Eyüplü Halit kısa sürede etkisi altına aldı. Onunla Fransızca ve Rumca konuşarak güvenini kazandı. Halit, bu mahkumu Mussolini’ye duygu yüklü bir mektup yazmaya ikna etti.
Mektupta Halit, Mussolini’ye büyük bir hayranlık duyduğunu şu satırlarla yazıyordu
“Benim size olan sempatim, size olan sevgim, sizin düşüncelerinizi beğenmemden ötürü Sultanahmet Cezaevi’ndeyim. Evde çoluk çocuğum aç, bana yardım edin” diye yazdıktan sonra mektubu İtalya’ya Mussolini’ye gönderir.
Olaylar kısa sürede büyür. İtalyan Başkonsolosu bizzat Sultanahmet Cezaevi’ne gelir ve Halit’e Mussolini’den gelen para dolu bir zarf teslim eder. Cezaevinde herkes şoktadır, Diplomasiden güvenlik makamlarına kadar herkes Eyüplü Halit’in çevirdiği bu işi anlamaya çalışır ama iş işten geçmiştir. Mussolini bile Eyüplü Halitin kurduğu bu oyunda dolandırılanlardan biri olmuştur.
“Su testisi su yolunda kırılır” misali, Eyüplü Halit’nde sonu o dolandırdığı kadınlardan oldu.
Kadınlardan biri, Arnavut kökenli bir ailenin kızıydı. Kızın abisi ise bir polis memuruydu ve bu işi kişisel bir mesele haline getirmişti.. Halit, cezaevinde bir anda koğuşunun değiştirildiğini öğrendi ve yeni koğuşunda Arnavut mahkumlarla birlikte kaldı. Halit için bu son koğuş oldu, geceyi bile geçiremeden hayatını kaybetti.
Eyüplü Halit arkasında Mussolini’ye kadar uzanan dolandırıcılık efsaneleri bıraktı.
Bugünlükle bu kadar, başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın