Hayatım boyunca binlerce insan tanıdım. Kimi siyasetçiydi, kimi sanatçı, kimi bilim insanı... Kırk üç yılı aşkın gazetecilik hayatımda yüzlerce projeye tanıklık ettim. Kimisi büyük iddialarla çıktı yola, kısa sürede unutuldu. Kimisi ise sessiz sedasız başladı ama geleceğe damgasını vuracak kadar önemliydi. Geçtiğimiz günlerde tanıştığım bir proje, işte tam da ikinci gruba giriyor.
Adı PAPBİL... İlk duyduğumda açık söyleyeyim; "Parmak izinden insan mı analiz edilir?" diye düşündüm. Hatta içimden "Yok artık..." dediğim bile oldu. Çünkü bugüne kadar kişilik testleri gördük, zekâ testleri gördük, kariyer analizleri gördük. Hepsinde onlarca soru vardı. Bazen insan kendisini bile kandırabiliyor. İnsan, olmak istediği kişiyi işaretliyor; olduğu kişiyi değil.
Ama burada tek bir soru bile sorulmuyor. Sadece parmak izinizi okutuyorsunuz... Yaklaşık beş dakika sonra önünüze onlarca sayfalık bir rapor geliyor. İnsan okudukça şaşırıyor. "Bu gerçekten ben miyim?" diye kendi kendine soruyor. İşte beni en çok etkileyen de bu oldu. Bu projenin arkasında yıllarını bilimsel araştırmalara adamış bir isim var. Öğretim Görevlisi Hacı İsmail Çıngı... Emniyetin kriminal birimlerinde yıllarca parmak izi üzerine çalışmış. Sonra bilgi birikimini yapay zekâ ile buluşturmuş. Kolay mı? Hiç değil.
Bir fikir üretmek zordur. Ama o fikri yıllarca geliştirip inatla vazgeçmeden devam ettirmek çok daha zordur. Bugün PAPBİL'in geldiği noktaya bakınca bunun tesadüf olmadığını anlıyorsunuz. Her başarılı projenin arkasında sadece fikir olmaz. O fikre inanan insanlar da olur. İşte burada dikkatimi çeken bir başka isim var.
SECUR firmasının sahibi Süleyman Durukan... Çoğu insan yalnızca sonucu alkışlar. Ama bazı insanlar daha yolun başında taşın altına elini koyar. Bir bilim insanının hayaline maddi ve manevi destek vermek, aslında geleceğe yatırım yapmaktır. Süleyman Durukan'ın yaptığı tam da bu. Belki bugün birçok kişi bunun farkında değil. Ama yıllar sonra bu teknoloji dünya çapında konuşulursa, o başarı hikâyesinin satır aralarında onun da adı mutlaka yazacaktır.
Bugün birçok özel okul öğrencilerine PAPBİL analizlerini yaptırıyor. Velilerden gelen memnuniyet ise dikkat çekici. Aslında düşündüğünüz zaman neden olmasın? Bir anne baba çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Ama çoğu zaman çocuklarının gerçekten hangi alanda başarılı olabileceğini bilemez. Kimi mühendis olurken ressam ruhuyla yaşar. Kimi doktor olur ama aslında iyi bir sporcu olabilecek potansiyele sahiptir. Belki de yıllarca yanlış kapıları çalıyoruz. Belki de çocuklarımızı kendi hayallerimiz için değil, onların yetenekleri doğrultusunda yetiştirmeliyiz. İşte PAPBİL'in en güçlü tarafı bana göre burada başlıyor.
Sonra aklıma başka bir şey geldi. Neden sadece öğrenciler? Bugün yüzlerce, hatta binlerce personel çalıştıran şirketler var. İnsan kaynakları departmanları günlerce mülakat yapıyor. CV'ler inceleniyor. Kişilik envanterleri dolduruluyor. Saatlerce süren değerlendirmeler yapılıyor. Peki ya yapay zekâ destekli biyometrik analizler, insan kaynaklarına yeni bir bakış açısı kazandırabilir mi? Doğru insanı doğru görevle buluşturabilir mi? Elbette bu soruların kesin cevabını bilim verecektir. Ancak teknolojinin bu noktaya gelmiş olması bile üzerinde düşünmeye değer.
Daha da ilginç olanı şu... Bu sistemin 7 yaşındaki bir çocuğa da uygulanabilmesi, 77 yaşındaki bir yetişkine de hitap edebilmesi. Yani hayatın her döneminde insanın kendisini yeniden tanımasına katkı sunabilecek bir teknolojiyle karşı karşıyayız. Belki geleceğin eğitim modeli burada saklı. Belki geleceğin insan kaynakları sistemi... Belki de geleceğin sporcu seçmeleri... Kim bilir? Ben gazeteciyim. Hayatım boyunca çok şey gördüm. Ama itiraf ediyorum... Bir gün bana "Parmak izinden yapay zekâ senin öğrenme biçimini, iletişim tarzını, güçlü yönlerini ve eğilimlerini analiz edecek." deselerdi, muhtemelen gülümser geçerdim. Bugün ise aynı cümleyi hayretle dinliyorum. Çünkü teknoloji bazen insanın hayal gücünü bile geride bırakıyor.Belki de geleceği değiştiren devrimler, laboratuvarlarda değil... Bir insanın parmak ucunda başlıyordur.
Burhan AKDAĞ























Yorum Yazın