Bir zamanlar çalışma hayatının temel kuralı çok basitti. İnsanlar daha fazla kazanmak için daha fazla çalışır, daha fazla çalıştıkça daha fazla yükselir ve yükseldikçe daha mutlu olacaklarına inanırlardı. Uzun yıllar boyunca başarı; maaş bordrolarındaki rakamlarla, makam odalarının büyüklüğüyle ve kartvizitlerin üzerindeki unvanlarla ölçüldü. Toplumun büyük çoğunluğu için iyi bir iş sahibi olmak, yüksek maaş almak ve kariyer basamaklarını hızla çıkmak hayatın en önemli hedeflerinden biri haline geldi. İnsanlar yıllarını bu hedeflere ulaşmak için harcadılar. Kimi sabah gün doğmadan evden çıktı, kimi çocuklarının büyüdüğünü kaçırdı, kimi sevdiklerine ayırması gereken zamanı işine verdi. Çünkü onlara göre bütün bu fedakârlıkların sonunda ulaşılacak olan şey mutluluktu.
Fakat hayat her zaman teorilerle aynı yönde ilerlemiyor. Son yıllarda çalışma dünyasında yaşanan büyük değişim, aslında insanların para ile mutluluk arasındaki ilişkiyi yeniden sorgulamalarına neden oldu. Birçok çalışan yıllarca peşinden koştuğu yüksek maaşlara ulaştığında beklediği huzuru bulamadığını fark etti. Daha çok kazanıyordu ama daha az yaşıyordu. Daha iyi şartlara sahipti ama kendisine ait zamanı giderek azalıyordu. Daha büyük sorumluluklar üstleniyor ancak hayatındaki küçük mutlulukları birer birer kaybediyordu. İşte tam da bu noktada çalışma hayatının en önemli sorularından biri ortaya çıktı: İnsanlar gerçekten daha fazla para mı istiyor, yoksa daha fazla yaşam hakkı mı?
Bugünün çalışanları bu soruya çok net bir cevap veriyor. İnsanlar artık yalnızca geçimlerini sağlamak istemiyor, aynı zamanda hayatlarını da yaşamak istiyor. Çünkü modern çağın en büyük problemi sanıldığı gibi para eksikliği değil, zaman eksikliğidir. Bir insanın cebindeki para azalınca bunu telafi etmesi mümkündür. Daha çok çalışabilir, yeni fırsatlar yaratabilir veya yeniden kazanabilir. Ancak kaybedilen zamanın geri dönüşü yoktur. Kaçırılan bir çocukluk geri gelmez. Ertelenen bir hayal yıllar sonra aynı heyecanı vermez. Sürekli sonraya bırakılan mutluluklar bir gün insanın karşısına pişmanlık olarak çıkar.
İnsanlık tarihinde belki de ilk kez çalışanlar maaşlarından çok hayat kalitelerini konuşuyorlar. Çünkü insanlar artık şunu görüyor: Yüksek maaş almak, yüksek yaşam kalitesi anlamına gelmiyor. Bir insan çok iyi kazanıyor olabilir ama ailesiyle vakit geçiremiyorsa, sevdiği şeylere zaman ayıramıyorsa, her sabah yorgun uyanıyor ve her akşam tükenmiş hissediyorsa, kazandığı para ne kadar yüksek olursa olsun içindeki eksiklik hissi kaybolmuyor. Çünkü insan yalnızca para kazanmak için yaratılmış bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda hissetmek, paylaşmak, üretmek, dinlenmek, sevmek ve yaşamak ister.
Bugün çalışanların özgürlük talebinin altında yatan temel sebep de budur. İnsanlar artık çalışma saatlerinin dışında da bir hayatlarının olduğunu hatırlatmaya çalışıyorlar. Onlar için mesele sadece evden çalışabilmek ya da birkaç saat daha az mesai yapmak değildir. Asıl mesele kendi hayatları üzerinde söz sahibi olabilmektir. Çünkü özgürlük talebinin özünde güven vardır. İnsanlar yaptıkları işin her dakikasının kontrol edilmesini değil, ortaya koydukları sonucun değerlendirilmesini istiyor. Sürekli izlenmek değil, değer görmek istiyor. Dakikalarla değil katkılarıyla ölçülmek istiyor. Bu nedenle günümüzde birçok çalışan için esnek çalışma saatleri bazen maaş artışından daha kıymetli hale geliyor.
Dünün çalışma kültürü sadakati para ile satın alabileceğini düşünüyordu. Oysa bugünün çalışanı için sadakatin tanımı değişti. Artık insanlar kendilerine saygı gösteren, fikirlerini önemseyen, özel hayatlarına değer veren kurumlarda çalışmak istiyor. Çünkü insan yalnızca iş yerindeki performansından ibaret değildir. Her çalışanın iş dışında da sorumlulukları, hayalleri, mücadeleleri ve hikâyeleri vardır. Çocuğunu okula götürmek isteyen bir baba, yaşlanan annesine destek olmaya çalışan bir evlat, eğitimine devam etmek isteyen bir genç ya da kendisine biraz olsun zaman ayırmaya çalışan bir çalışan... Hepsi aynı gerçeği hatırlatıyor: İnsanların hayatı sadece mesai saatlerinden oluşmaz.
Son yıllarda birçok araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar da bunu destekliyor. Çalışanların önemli bir bölümü daha yüksek maaşlı ancak katı kurallarla yönetilen işlerden ziyade, biraz daha az kazandıkları ama kendilerine zaman bırakabilen işleri tercih ediyor. Çünkü insanlar artık paranın satın alamayacağı şeylerin değerini daha iyi anlıyor. Bir çocuğun doğum gününde yanında olabilmek, aileyle geçirilen bir akşam yemeği, dostlarla yapılan bir sohbet, dinlenerek geçirilen bir hafta sonu veya sadece kendinle baş başa kalabildiğin birkaç saat... Bunlar maaş bordrolarında görünmez ama hayatın gerçek zenginliğini oluşturur.
Belki de çalışma hayatının geleceğini değiştirecek olan en önemli kavram özgürlük olacak. Çünkü yeni nesil çalışanlar kariyerlerini hayatlarının merkezine koymak yerine hayatlarını merkeze koyarak kariyer planı yapıyorlar. Artık insanlar iş ve yaşam arasında seçim yapmak istemiyor. İkisini de dengeli bir şekilde sürdürebilecekleri bir düzen arıyorlar. Çünkü başarı yalnızca ne kadar kazandığınla değil, kazandıkların uğruna neleri kaybetmediğinle de ilgilidir. Yıllarca yüksek maaşlar uğruna ertelenen hayatlar, bugün çalışanlara çok önemli bir ders verdi: İnsanın en değerli sermayesi banka hesabındaki para değil, yaşayabildiği zamandır.
İşte bu yüzden günümüz çalışanları daha fazla maaş istemekten önce daha fazla özgürlük istiyor. Çünkü onlar artık yalnızca geçinmek istemiyorlar. Yaşamak istiyorlar. Daha fazla para kazanmak elbette önemlidir ancak insanın kendi zamanını yönetebilmesi, sevdiklerine vakit ayırabilmesi, hayallerini ertelememesi ve hayatını gerçekten hissederek yaşayabilmesi çok daha değerlidir. Geleceğin en güçlü şirketleri de muhtemelen bunu anlayanlar olacak. Çünkü çalışanlarına sadece maaş veren kurumlar onları bir süre ellerinde tutabilirler. Ama çalışanlarına değer veren, güven veren ve nefes alabilecekleri bir yaşam alanı sunan kurumlar gerçek bağlılığı kazanacaklardır.
Sonuç olarak bugün çalışma hayatında yaşanan değişim bir maaş meselesi değil, bir yaşam meselesidir. İnsanlar artık hayatlarının en güzel yıllarını yalnızca çalışarak geçirmek istemiyor. Emeklerinin karşılığını almak isterken yaşamaktan vazgeçmek de istemiyor. Çünkü para yeniden kazanılabilir, kariyer yeniden inşa edilebilir, fırsatlar yeniden bulunabilir. Ancak yaşanmamış bir gün, kaçırılmış bir an ve ertelenmiş bir hayat asla geri getirilemez. Belki de bu yüzden günümüz çalışanlarının verdiği en güçlü mesaj şudur: "Bize sadece daha fazla para değil, yaşayabileceğimiz bir hayat verin."
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ / YAZAR






















Yorum Yazın