Japonları severim, onlar ki, dünyanın en saygın insanları arasındadır bana göre. Tüm inançlara her zaman saygı duyarım, Japonların %60’ı Ateist, % 25’i Budist, %15 ise Şintoist olduğunu varsayarsak, Heike Yengeçleri’nin efsanelerine inanmalarını da yadırgamamız gerekir.
Gerilere çok gerilere gidelim, takvimler 1185 yılını gösterdiğinde, belki şaşıracaksınız ama Japon İmparatorluğu’nun tahtında Antaku adında, yedi yaşındaki bir erkek çocuğu oturmaktaydı..
Antaku, Heike sülalesinin başıydı ve Heike sülalesi başka bir Samuray sülalesi olan Genj sülalesine karşı, uzun ve öldürücü bir savaşa girmişti.
Ah bu taht kavgaları, dünya varolduğundan bu yana hep olmuştur, her iki sülale de imparatorluk tahtının kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu.
24 Nisan 1185 Sakura çiçekleri Japonya’yı bir uçtan diğer uca pembe bir güzelliğe boyarken, Japonya’nın Güneybatısında Yamaguchi Eyaleti'nde ki Şimonoseki şehri sınırlarında yer alan Dan-No-Ura Körfezi’bu kanlı savaşta kırmızıya boyanmıştı.
Çocuk denecek yaşta ki İmparator Antaku, savaş gemilerinin birinde Heike kuvvetlerini yönetmeye çalışıyordu ama karşılarındaki düşman hem sayıca çok daha fazlaydı, hem de başlarındaki komutan çok daha deneyimliydi. Heike kuvvetlerinin tümü kılıçtan geçirildi, savaşta canlarını kurtaranlar da kendilerini denize atarak boğuldular.
İmparator Antaku öyle sevimliydi ki, beline kadar inen uzun ve simsiyah saçlarının çevrelediği yüzünden ışık parıltısı saçılıyordu. Savaş anında, birden kolundan çekiştiren Sultan Nii’yi görünce şaşkın bir ifadeyle , ona dönerek ;
“Beni nereye götürüyorsun?" diye sordu.
Gözlerinden yaşlar boşalan Sultan Nii, genç hükümdara dönerek onu teselli etti ve uzun saçlarını güvercin motifli peleriniyle sarmaladı.
Gözleri dolan küçük hükümdar ellerini kavuşturdu. Önce başını doğuya çevirip Tanrısına veda etti, sonra da batıya dönerek Nembutsu'sunu (Buddha'ya yapılan bir dua) söyledi. Sultan Nii, çocuğu göğsüne sıkıca bastırıp
“Okyanusun diplerindedir bizim sarayımız." diye mırıldandı, çok hızlı bir hareketle çocuğuda alarak dalgalar arasında birlikte denizin dibini boyladılar.
Heike'lerin tüm filosu yok oldu. Yalnızca kırk üç kadın hayatta kaldı. İmparatorluk sarayında hizmetkarlık yapmış olan bu kadınlar, deniz savaşının yapıldığı yerin dolaylarında yaşayan balıkçılara çiçek satmaya ve onlarla birlikte olmaya zorlandılar. Heike'ler tarih sahnesinden kaybolup gittiler. Bu arada saray hizmetkarlarından ayak takımı olanlarının balıkçılardan peydahladıkları çocuklar, savaş gününü anma festivali düzenlediler.
Bugüne dek her 24 nisan günü bu festival tekrarlanır.
Heike'lerin torunları olan denizciler, boğulan İmparatorun anıt kabirinin bulunduğu Akama Tapınağı'na giderler. Orada Dan-No-Ura deniz çarpışması olaylarının temsil edildiği bir oyunu izlerler. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra bile insanlar burada Samuray Ordusu hayaletlerinin kandan ve yenilgiden arınmak için denize doğru koştuklarını görür gibi olurlar. Balıkçılar, Heike Samurayları’nın o iç denizin derinliklerinde yengeç biçiminde dolaştıklarını söylerler.
Gerçekten de burada, sırtlarındaki girintili çıkıntılı şekilleriyle Samuray yüzünü andıran yengeçler vardır. Bunları yakalayan balıkçılar tekrar denize atarlar. Yeniden denize atmalarının nedeni, Dan-No-Ura olaylarının acısını anmalarındandır.
Yengeç ve insan kuşakları zaman içinde akıp gittikçe Samuray yüzüne en çok benzerlik gösteren kabukluların yaşamlarını sürdürmeleri olanağı doğmuştur.
İşte o gün bu gündür o çevre balıkçıları, Heike sülalesine bağlı Samurayların, yengece dönüşerek Japon denizlerinin dibinde yaşadıklarına inanırlar.
Aslında onları bu düşünceye götüren gerçekte önceleri Dan-No-Ura Körfezi’nde başlayıp sonra çoğalan yengeçlerden bazılarının sırtı, özel olarak yontulmuşçasına, Samurayların yüzüne benzemektedir. Japon balıkçılar, inançları gereği bu yengeçleri kesinlikle yemez ve yeniden denize atarlar.
Sırtı insan yüzüne benzemeyen yengeçler, yakalanıp yendikleri için, sırtında Samuray damgası taşıyor görünen yengeçlere oranla daha yavaş çoğalıyorlardı, sonuç olarak da, Samuray damgalı yengeçler daha kolay ve daha korkusuz çoğalıyorlardı, Yengeçleri, sırtlarındaki Samuray görüntüsü büyük bir yaşam güvencesine kavuşturuyordu...
Kuşaklar boyu, yenilmeyen Samuray damgalı yengeçler çoğaldıkça çoğaldı, öteki tür yengeçler de azaldıkça azaldı. İnsanın bilmeden doğaya yapmış olduğu bir müdahale ile Japon Denizi’ndeki yengeç soyları arasında bir dengesizlik ortaya çıktı.
Heike halkı fiziksel olarak yok edilmiş olsa da, ruhları savaştan ve generallerinin ihanetinden kaynaklanan kinini taşıyarak yaşamaya devam etti. Denizde kaybolan ölü Heike savaşçılarının ruhları, denizin dibinde sürünen yengeçlere yerleşti. Yengeçlerin kabukları, Heike halkının bitmek bilmeyen kininin kalıcı bir hatırlatıcısı olarak, somurtkan bir yüz şeklini aldı.
“Heikegani Yengeçleri” bilinen adı ile “Heike Yengeçleri” kabuklarındaki kendine özgü desenle bilinen, Japonya'ya özgü yengeçlerdi, yukarıdan bakıldığında, kabuklarına bir samuray maskesinin somurtkan yüzünün işlenmiş gibi görünürler.
Efsane oldukça ilginç ama demiştim ya inançlara her zaman saygım vardır diye, her inanç sahibini bağlar.
Bu günlükte bu kadar
Haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın ama hep dostça kalın
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ






















Yorum Yazın