Bir dünya var, yiyoruz, içiyoruz, yaşıyoruz. Hayatı birbirine görünmeden, dokunan milyonlarca hikayenin toplamı olarak görebiliriz. Her sabah aynı saatte uyanan insanlar, aynı sokaklardan geçen kalabalıklar, aynı trafik içinde kaybolan yüzler… Aslında herkese sıradan görünen olaylar. Halbuki her insanın içinde bambaşka bir dünya vardır. Kimi büyük hayaller taşır, kimi geçmişin yükünü omuzlarında hisseder, kimi ise sadece ayakta kalmaya çalışır.
Bir kafede sessizce oturan bir insanın zihninden neler geçtiğini bilemeyiz. Belki yıllardır kurduğu bir hayalin peşindedir, belki de aldığı kötü bir haberin ağırlığını taşımaktadır. Metroda dalgın gözlerle camdan dışarı bakan biri, belki sevdiği bir insanı özlüyor, belki de hayatında yeni bir başlangıç yapmanın eşiğinde duruyordur. İnsanların hikayeleri çoğu zaman dışarıdan görünmez. Çünkü herkes içindeki mücadeleyi sessizce öğrenir.
Günümüzün büyük sorunlarından biri de budur belki: İnsanlar birbirine çok yakın ama bir o kadar uzak yaşamaktadır. Aynı apartmanda yıllarca yaşayan komşular birbirlerinin hayatından habersizdir. Aynı iş yerinde çalışan insanlar yalnızca birkaç selamla birbirlerinin yanından geçip gider. Oysa herkesin içinde anlatılmayı bekleyen bir hikaye vardır.
Günlük yaşamın temposu insanları sürekli bir yerlere yetişmeye zorluyor. Sabah başlayan koşuşturma, gece bitmek bilmeyen düşüncelerle devam ediyor. İnsanlar geçim derdiyle, gelecek kaygısıyla, yalnızlıkla, umutlarla ve hayal kırıklıklarıyla mücadele ediyor. Kimi zaman küçük bir başarı insanı günlerce mutlu ederken, bazen küçücük bir söz bile insanın içinde derin yaralar bırakabiliyor.
Hayatın ilginç tarafı ise hiçbir şeyin sabit kalmaması. Bir gün insanı çok mutlu eden bir olay, başka bir önemini yitirebiliyor. Büyük görünen problemler zamanla küçülüyor, önemsiz sandığımız anılar ise yıllar sonra insanın zihninde en değerli yerini alıyor. Çünkü insan hayatı sadece büyük olaylardan değil, küçük anlardan da oluşuyor. Bir dost sohbeti, beklenmedik bir tebessüm, yıllar sonra duyulan bir şarkı ya da yağmurlu bir günde edilen kısa bir konuşma bile insanın hafızasında derin izler bırakabiliyor.
Belki de insan olmanın en ortak yanı budur: Herkes bir şeylerle mücadele ediyor. Kimisi bunu belli ediyor, kimisi sessizce içinde taşıyor. Bazı insanlar güçlü görünür ama geceleri yalnızlığıyla savaşır. Bazıları sürekli güler ama içlerinde kırılmış yanlar saklar. Çünkü insan bazen en büyük savaşlarını kimseye göstermeden verir.
Teknolojinin geliştiği, iletişim hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar saniyeler içinde birbirine ulaşabiliyor ama aynı hızla birbirinden uzaklaşabiliyor da. Sosyal medyada paylaşılan mutlu karelerin ardında çoğu zaman görünmeyen duygular bulunuyor. İnsanlar artık hissettiklerinden çok, görünmek istedikleri kişiyi göstermeye çalışıyor. Bu yüzden gerçek hikayeler giderek sessizleşiyor.
Oysa hayat, kusursuz olmak değil; yaşanmış olmaktır. İnsan bazen düşer, bazen yeniden ayağa kalkar. Bazen kaybeder, bazen yeniden başlar. Asıl önemli olan ise bütün bunların arasında insan kalabilmektir. Başkalarının acısını anlayabilmek, bir insanın sessizliğinin altında yatan yorgunluğu fark edebilmek ve hayatın sadece kendimizden ibaret olmadığını görebilmektir.
Çünkü bu dünyada herkes görünmeyen bir mücadele veriyor. Kimisi aile için çalışıyor, kimisi geleceğini kurmaya uğraşıyor, kimisi geçmişini unutmaya çalışıyor. Herkesin içinde anlatılmamış cümleler, yarım kalmış hikayeler ve gizli umutlar var ve sonuçta hayat devam ediyor. Her gün yeni hikayeler başlıyor, bazı hikayeler bitiyor, bazıları ise yarım kalıyor. İnsanlar değişiyor, şehirler değişiyor, zaman akıp gidiyor. Ama değişmeyen tek şey her insanın içinde kendine ait bir hikaye taşıdığı gerçeği.
Bu yazı yayınlandığında sizler bayram tatilinde olacaksınız. Herkese mutlu bayramlar dilerim. Kendinize çok çok iyi bakın.
Hoşça kalın.
Mustafa Çolakoğlu
Gazeteci - Yazar






















Yorum Yazın