“İtirazım var bu zalim kadere
İtirazım var bu sonsuz kedere
Feleğin cilvesine, hayatın sillesine
Dertlerin cümlesine itirazım var”
Saygı ile anıyorum seni Müslüm Baba…
Geçenlerde sürpriz bir şekilde okurlarımdan bir istek geldi, “Müslüm Baba’yı da yaz unutma?” Elbette yazarım niye yazmayayım ki.
Tabi ki biraz araştırmam gerekliydi, hayatı hakkında fazla bilgim yoktu. Bir çok kaynaktan araştırdım, ve inandım ki, o gerçekten de halk arasında “Müslüm Baba” olarak tanınmayı haketmişti. Onun Baba olduğu dünya, insanların kelebek gibi yaşayıp kısacık ömürlerini bir çırpıda tükettikleri bir dünya. Halkımız öylesine sevmiş, öylesine bağrına basmıştı ki Müslüm babayı ayakta alkışlamamak elde değil.
Çünkü o bize resimli süslü kamyon kasalarını, eski berber aynalarını “Ağlayan Çocuk” portresini hatırlatıyor.
Bazı aile albümlerinin içinde, posterleri mahsunların başucunda duruyor. Müslüm Baba varoşlardan yükselen bir yıldızdı.
Halk arasında “Müslüm Baba” olarak da bilinen Müslüm Gürses Türkiye'de arabesk müziğin en büyük isimlerinin başında gelir. Muhteşem sesi ve eserleri ile beraber Türkiye'de her kesim tarafından saygı görmüş ve çok sevilmişti.
Duruşuyla, tavrıyla ve sanatçı başarısıyla Türkiye'ye adını kazımış bir sanatçıydı.
Peki kimdi bu Müslüm Baba? O zaman başlıyayım hayat hikayesini anlatmaya.
Müslüm Gürses 5 Temmuz 1953 yılında Şanlıurfa'da dünyaya geldi.
Gerçek adı Müslüm Akbaş olan sanatçı, Zeynep ve Ahmet adlı iki de kardeşe sahipti. Müziğe Adana'da 1965 yılında başlayan Müslüm Gürses, bir yandan halkevine devam ederken diğer yandan bir çay bahçesinde şarkı söylemeye başlamıştı. Aynı zamanda şarkıcılıkla beraber kunduracılık ve terzi çıraklığı da yapmıştı.
Müslüm Gürses, başarı basamaklarını tırmanabilmek için oldukça güçlü bir mücadele göstermiştir.
1967 senesinde 14 yaşındayken Adana'daki bir şarkı yarışmasında birinci olması ile hayatı değişti.
Bu andan itibaren TRT Adana Çukurova Radyosu’nda şarkı söylemeye başlayan Gürses, ilk plağı 1968 yılında Ömür Plaktan çıktı.
Daha sonra arka arkaya gelen plakları ile beraber pek çok önemli sanatçı ile de düet yaptı. Özellikle ‘Sevda Yüklü Kervanlar’ ve ‘Vurma Güzel Vurma’ isimli 45'lik plak, o dönem rekor kırmış ve toplamda üçyüz bin adet basılmıştı. Bir dönem askerliğe giden Müslüm Gürses sadece bu zaman içinde müziğe ara vermiştir. Askerliğinin ardından daha sonra İstanbul'a gelerek yeniden müzik hayatına kaldığı yerden devam etti.
Nereye gitse, ardında bir garibanlar ordusu vardı.
Müslüm Gürses, hiçbir starın sevilmediği kadar seviliyordu. Onu sevenler, kaybedecek bir şeyi olmayanlardı çünkü feryat figan, kan gülleri; vereceğini yalnız kendi etinden, kendi canından artıranların korkunç aşkıyla seviliyordu.
Müslüm Babanın inanılmaz bir hayran kitlesi vardı, varoşlarda yetişen çocuklar, Müslüm Gürses’i dost muhabbetinde sarhoş olup şarkı söyleyen ağabeylerini dinler gibi dinliyorlardı.
Şarkılarını kendine has bir tavırla söylüyor, sahnede hakimiyetini kaybedecek, konserin sonunu getiremeyecekmiş gibi bir görüntü sergiliyordu.
Yıllar önce geçirmiş olduğu ağır bir trafik kazasından dolayı, dilinin peltekliği ve zor konuşması onda bir hatıra olarak kalmıştı.
Babaların hayatlarını kurtaramadığı, doyurup ayakta tutamadığı, okutamadığı çocukları kendine benzetirdi ve bu çocuklar için her şeyi yapmaya hazırdı. Fakat bunları yaparken kimsenin haberi olmaz, tevazu da rakip tanımazdı.
O, gerçekten de halk arasında ‘Baba adam’ tabir edilen türden bir kişilikti.
Bizlere bıraktığı eserlerle onu sonsuza kadar sevgi ile anacağız.
Hoşçakalın, ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ


























Yorum Yazın