"Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?" sorusunun tek ve kesin bir cevabı yoktur. Bence çok okumak derin ve geniş bir bilgi birikimi sağlarken çok gezen bizzat deneyimleyerek ve yaşayarak öğrenir. En ideal öğrenme biçimi, okuyarak teorik bilgi edinmek ve bunu gezerek pratikte pekiştirmektir. Bazen öyle hikayeler okurum ki, bunların gerçeklik araştırması bir yana, uzun süre unutamadığım aynı zamanda zihnimde cevaplanması zor sorular bırakmıştır. Bu yazımda sizlere anlatacağım Anatoly Moskvin’in hikayesi de bunlardan biridir.
Tatil için gittiği Moskova’yı gezerken daha önce okuduğum Anatoly Moskvin’in içimi ürperten hikayesi aklıma gelmişti. Bugünkü yazımda sizlere bu hikayeyeyi anlatmak istedim.
Bir anne ve baba için evladının yokluğuna alışmak diye bir şey yoktur. Zaman geçer, mevsimler değişir, hayat dışarıda devam eder ama insanın içinde bir yer hep aynı kalır. Bir ses, bir fotoğraf, bir eşya, bir şarkı ya da geçmişten kalan küçücük bir anı, yıllar önce yaşanmış bir günü yeniden bugüne getirir.
Bazen bir fotoğrafına bakarken gülümser insan; ardından gözleri dolar. Çünkü o fotoğraftaki gülüş hâlâ sıcaktır, hâlâ tanıdıktır. Sanki birazdan kapı açılacak, sesi duyulacak ve “Ben geldim” diyecekmiş gibi gelir. Sonra gerçek yeniden hatırlanır… Ve özlem, sessizce yüreğin en derin yerine oturur.
Evladını kaybeden bir aile için anılar artık hayatın en kıymetli hazinesidir çünkü geriye dokunabilecekleri eller, sarılabilecekleri kollar, duyabilecekleri sesler değil; hatırlayabildikleri güzel günler kalmıştır. Bu yüzden her anı bir emanet gibi saklanır.
Bir doğum günü, bir bayram, bir aile sofrası… Eksik olan sandalye her zaman fark edilir. Kalabalığın içinde bile bir boşluk vardır. İnsanlar konuşur, güler, hayat devam eder ama bir anne ve babanın kalbinde hep tamamlanamayan bir cümle vardır:
“Keşke bugün burada, yanımızda olsaydı”
Bir anne için çocuğunun mezarı, yalnızca toprağın altında bulunan bir yer değildir. Orası hatıraların yaşadığı bir yerdir. Bir babanın, kardeşin veya arkadaşın mezarı da aynı şekilde geçmişle kurulan sessiz bir bağdır. İnsanlar sevdiklerini kaybettiklerinde onların mezarlarına gider, çiçek bırakır, dua eder ve bazen hiçbir şey söylemeden sadece başında dururlar.
Siz değerli Habercaddesi okurlarıma korkunç hikayesini anlatacağım Anatoly Moskvin’in yaptıkları, bu en hassas aile bağlarını da kopartıyordu.
Bir ailenin yıllarca ziyaret ettiği mezarın aslında boş olduğunu düşünmek bile başlı başına ağır bir acıdır. Üstelik bunu, sevdikleri insanın ölümünden sonra güven içinde bırakıldığına inanırken öğrenmek, kaybın üzerine başka bir travma ekler.
Bu nedenle bu hikâyeye yalnızca yazımın başlığında duran “Bir Şizofrenin korkunç hikayesi ” olarak bakmak eksik kalır.
Çünkü burada başka insanların acısı da vardır.
Hikayemizin kahramanı Anatoly Yuryevich Moskvin, 1 Eylül 1966'da Sovyetler Birliği döneminde Gorki adıyla bilinen, bugünkü adıyla Nijniy Novgorod olarak anılan Rusya’nın 5. büyük şehrinde doğdu. İlk bakışta onun hayatı, olağanüstü bir akademik meraka sahip bir entelektüelin hikâyesi gibi görünüyordu. Dilbilim, filoloji ve tarih alanlarında çalıştı; özellikle Kelt çalışmalarıyla ilgilendi ve akademik çevrelerde çok sayıda dil bilen bir araştırmacı olarak tanındı. Daha sonraki yıllarda Nijniy Novgorod Devlet Dilbilim Üniversitesi'nde dersler verdi.
Anatoly Moskvin’in mezarlıklara ilgisi gençlik yıllarında başladı ve bu merak zaman içerisinde sıradan bir tarih araştırmasının çok ötesine geçti.
Anatoly Moskvin yalnızca mezar taşlarına veya eski mezarlıklara ilgi duyan bir araştırmacı değildi. Nijniy Novgorod bölgesindeki mezarlıkların tarihi, isimleri, defin kayıtları ve yerleşimleri üzerine kapsamlı çalışmalar yapmıştı.
Anatoly Moskvin’in mezarlıklara yönelik akademik ilgisi zaman içerisinde çok daha rahatsız edici bir hâl aldı. 2011 yılında Nijniy Novgorod'daki bazı mezarlıklarda yaşanan mezar tahribatlarının araştırılması sonucunda polis onun evine ulaştı.
2 Kasım 2011'de yapılan aramada, evinde mumyalanmış sayıda ceset bulundu. İlk haberlerde sayı konusunda farklı rakamlar verilmiş olsa da, polis kayıtlarında yaşları 3 ile 12 arasında değişen 29 kız çocuğunun cesedinin bulunduğu yazmaktaydı.
Anatoly Moskvin gece geç saatlerde evinin yakınındaki mezarlığa gidiyor, önceden tesbit ettiği yeni ölmüş kız çocuklarının mezarlarını kazıp, sırtladığı cesetleri kendi evine taşıyordu.
Üstelik bu kadarla da kalmıyor tüm bu kız çocuklarını birer oyuncak bebeğe benzetmeğe çalışıyordu. Azılı sapkın Anatoly Moskvin’in yöntemlerini duyunca inanamaz, yok artık bu kadarıda olmaz, kanımız dondu,böyle birşey gerçek olamaz diyebilirsiniz.
Anlatacaklarımın tümü gerçek, sapkın öylesine zeki ve planlı çalışıyordu ki, gerçekleştireceği tüm adımları en ince ayrıntısına kadar tek tek hesaplıyor ve korkunç bir eylem planını işleme koyuyordu.
Anatoly Moskvin eve taşıdığı kız çocuklarının önce cesetlerini mumyalıyordu, mumyalama işi için önceden eğitim almıştı ve elinde her türlü malzemesi vardı.
Daha sonra mumyaladığı cesetlere elbiseler giydirip , makyaj yapıyor ama sapkınlığı burada da bitmiyor, mumyalayıp, gerçek elbiseler giydirdiği cesetlerin göğüs kafesini açıp içine müzik kutusu koyarak onların oyuncak bebekler gibi sesler çıkarmalarını sağlıyordu.
Sapkın Anatoly Moskvin cesetlerini çıkardığı tüm kız çocukları hakkında önceden bilgiler topluyor, hepsi için her sene özel konseptlerde doğum günü partileri düzenliyordu. Bunun yanı sıra özel günlerde çocukların mezarlarına notlar bırakmayı da ihmal etmiyor, belirli günlerde çocukların mezarlarına bıraktığı kısa notlar olayı daha da ürkütücü hale getiriyordu.
“Bugün yürümeye başladın.
Bugün okuldaki ilk günün.
Tebrikler,
Yeni yaşın kutlu olsun”
Mezardan çıkarılan kız çocuklarının ailelerinin polise verdikleri ifadeleri okuduğum zaman ise canım daha çok yanmıştı, ifadelerde şöyle diyorlardı.
“Bir keresinde küçük kızımızın mezarında
‘Eğer kızınız için daha güzel bir mezar bulmazsanız onu oradan çıkaracağım’ yazılı bir not bulduk.
Hemen polise gittik ancak yapabilecekleri pek bir şey olmadığını söylediler. Ardından notlar devam etti, yıllarca böyle esrarengiz notlar bulduk küçük kızımızın mezarında. Her seferinde kalbimiz daha fazla yara alıyor ve korkuyorduk. Şimdi öğreniyoruz ki, biri kızımızı mezarından çıkarmış ve evine götürüp oyuncak bebeğe dönüştürmüş. Küçük kızımız ölümünden sonra bile rahat bulamamış. 10 yaşında kaybetmiştik onu. 10 yıl geçirebilmiştim onunla birlikte. Bu korkunç sapkın adam ise 9 yıldır onunla aynı evde nefes alıp veriyormuş, aklıma geldikçe nefes alamıyorum ve ölecek gibi hissediyorum”
Bu ifadelerden sonra civar bölgelerdeki mezarlıklarda adeta karargah kurup tetikte bekleyen polis ekipleri, bir gece, sabaha yakın saatlerde Anatoly Moskvin’i bir mezarlıktan büyük bir çantayla çıkarken yakaladı. Hemen müdahale edilen çantadan bir ceset çıkarıldı. Daha sonra Moskvin’in evinde inceleme başladı ve beraberinde tüm olay açığa çıktı. Azılı suçlu polise verdiği ifadesinde geçmişte yaşadığı travmaları öne sürüyordu.
Onüç dil konuşan ve mahkemede oldukça zeki olduğu dile getirilen azılı sapkın Anatoly Moskvin, mahkeme kararı sonrasında akıl sağlığının yerinde olmadığı gerekçesiyle kliniğe sevk edildi.
Gerçekten akıl sağlığı yerinde değil mi yoksa çok iyi bir avukatı mı vardı? bilinmiyor.
Anatoly Mosvkin’in mahkemede verdiği ifade ise fazlasıyla kan donduran cinstendi.
“Asla kötü bir amacım yoktu, sadece bilimin bu güzel kız çocuklarını tekrar hayata döndürebileceği bir günün geleceğini umut ediyordum. Bu yüzden mumyalama konusunda güçlü bilgiler edindim böylece onları o güne dek kusursuzca koruyabileceğimi düşündüm. Onlara çok iyi davrandım, sadece iletişim kurmak istedim. Mezarlarına gittim ve kafamı toprağa koyup ne dediklerini duymaya çalıştım. Rastgele hiçbir kız çocuğunu mezarlarından çıkarmadım. İsteyip istemediklerini kendilerine sordum ve onlar söylediler. Çoğu bunu yapmamı istedi ve onları yürüyüşe çıkarıp çıkaramayacağımı sordular. Ben de gerekeni yaptım.”
Ve yıllar süren yargılamadan sonra mahkeme kararını verdi, Psikiyatri hastanesinin hasta üzerinde yaptığı incelemeler sonucu verdikleri Psikiyatrik değerlendirme raporunda, Anatoly Moskvin'in “ Paranoid Şizofrenin bir türüne sahip olduğu” belirlendi . Mayıs 2012'de mahkeme kararıyla Psikiyatrik değerlendirmeye mahkum edildi hatta hastanede yatarken kendisini ziyaret eden 25 yaşındaki bir kızın kendisi ile evlenmek istediği bu yüzden hastaneden çıkması için dilekçe verdiği fakat bu istek hastane tarafından reddedildiği ve Anatoly Mosvkin’in o zamandan beri bir psikiyatri hastanesinde tutulduğu bilinmektedir.
Ve insan, merakının sınırlarını kaybettiğinde, araştırdığı dünyanın kendisine dönüşebilir.
Anatoly Moskvin'in hikâyesi bu yüzden yalnızca bir suç dosyası değil; bilgi, yalnızlık, takıntı, ölüm ve gerçeklik arasındaki sınırların ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren karanlık bir insanın hikâyesidir.
Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın