“Bugün benim efkârım var zârım var
Değme felek değme değme telime benim
Gül yüzlü canânı dost dost elden aldırdım
Ecel oku değdi değdi tenime benim
Değme felek değme değme telime benim”
Bu türküyü biliriz, zaman zamanda mırıldanırız, ama inanın bana, bunu Sebahat Akkiraz’dan her dinlediğimde ayrı bir efkar basar beni, türkünün yaşanmış hikayesi gelir aklıma, , bazende dinlerken iki damla gözyaşı iner gözlerimden aşağı…
Şu an aramızda olmayan, halk dilinde bilinen adıyla Aşık Özlemi yada gerçek adıyla Muammer Badem’i anlatmak isterim siz değerli Habercaddesi okurlarıma.
Takvimler 1957 yılını gösterdiğinde Amasya’ya bağlı Gümüşhacıköy ilçesi İmirler köyünde dünyaya gelmişti Muammer Badem, köyüne gelen aşıklardan etkilenen Muammer henüz ilkokul çağında iken, daha okuma yazmayı öğrenmeden saz çalmaya başlar, herkes ona gıpta ile bakmaktadır. Köylerinde İlkokul başladığı sırada okullarını denetlemeye gelen müfettişe birinci sınıf öğrencisi olan Muammer Badem'in çok güzel saz çaldığından bahsedilir, müfettiş bunu dinlemek ister, 8 yaşında ilkokul birinci sınıf öğrencisi olan bu çocuğun saz çalmasından etkilenir, cebinden çıkarttığı 2,5 lirayı Muammer’e verir. Muammer henüz çocukluk dönemindeyken aldığı bu bahşişten çok mutlu olur.
İlkokul öncesi başlayan müzik tutkusu 1965 yılında başladığı okulunda da devam eder, ilk okuldan sonra 1970 yılında Gümüşhacıköy Orta Okuluna kayıt yaptırır. Okul programlarında, sene sonu müsamerelerinde, çevresinde eş dost ve tanıdıkların düğün dernek gibi özel günlerinde devamlı olarak sazı ve sözü ile sahneye çıkmaya başlar. Müziğe adeta aşık olan Muammer, eğitimini asla aksatmaz ve Gümüşhacıköydeki liseye başlar, lise son sınıfta okurken, aynı lisede birlikte okudukları okul arkadaşı Ümmü’ye aşık olur, tabi ki bu aşk karşılıksız değildir, Ümmü’de ona aşıktır.
Buluştukları ağacın altında hiç ayrılmayacaklarını söyler ikisi de. O ağaç, sevdalarına tanıktır. Ümmü, o ağacın altında isminin baş harfini işlediği mendilini verir Muammer’e. Bu Mendil çok şey ifade etmektedir Muammer için.
Muammer için okuma aşkı her şeyin üstündedir. Üniversite sınavlarına katılır ve Ankara’da şimdiki adıyla Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, o zamanki adıyla Ankara Basın Yayın Yüksek Okulu’nu kazanır ve okula gider, ilk yılının sonunda okul tatilinde köyüne döner, Muammer köye geldiğinde iki sevgili, yine o ağacın altında buluşur, zaman çabuk geçer, yaz sanki üç ay değil, bir gündür. Muammer, üniversite ikinci sınıfındayken 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi yapılır. İşte her şey o zaman başlar,
Askeri baskı her yerdedir, tutuklanmalar başlar, evlere baskınlar yapılır, her yer aranır, kitaplar toplanır ve yakılır.
Maalesef bu tutuklanmalardan Muammer de nasibini alır. Yazdığı bir şiir, sol görüşlü öğrenciler tarafından yaşadıkları odanın duvarına asılmıştır.
Aramayı yapanlar duvardaki şiiri görür:
“Sen istersen kırılır bu çark
Durur bu devran
Sen istersen durur bu devran
Yeter ki sen iste bir tanem.”
Görevliler, “Bu çark kırılır” cümlesinin sol görüşe ait olduğuna karar verirler. Oysa ki şiirin dönemle yakından uzaktan hiçbir alakası yoktur, bu bir aşk şiiridir ve şiir Ümmü’ye yazılmıştır. Gel gör ki mevcut zihniyet Muammer’i tutuklar. Yargıç, daha sonra bu şiirin bir örgüte ait olmayacağına karar verdiğinde Muammer, iki buçuk yıl cezaevinde yatmıştır. Cezaevinden çıkar çıkmaz okuluna gider, okuldan atıldığını öğrenir. Köyüne döndüğünde de Ümmü’nün ailesi “Biz mahkuma kız vermeyiz.” deyip, Ümmü’yü sevmediği bir başkası ile alelacele evlendirirler.
Dert, dert üstüne… Muammer kırgın, kalbi yaralı… Cezevinde haksız yere yattığında onu ayakta tutan şey Ümmü’ye kavuşma düşüydü oysa. Ümmü zindandaki onun tek dayanağıydı. Hep cezaevinden çıkacağı , Ümmü ile evlenecekleri günü hayal ediyordu ama büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı.
Köy dar gelmeye başladı Muammer’e, soluk alamaz oldu. O ağacı gördükçe ciğerleri yandı, Ümmü’yü gördükçe çıplak ayakla közde yürür gibiydi, bu duruma daha fazla dayanamaz bağlamasını alıp köyü terk eder. Türkülere vurur kendini. Sağda solda türkü söylemeye başlar. Hacıbektaş Şenlikleri’nde ustası Mahzuni Şerif ona “Özlemi” mahlasını verir.
Artık, o Âşık Özlemi’dir.
Bir gün Ümmü’nün öldüğü haberi gelir “Özlemi”ye. Ümmü’nün ailesi de Muammer’e köye dönmesi için ricacı gönderir. Muammer çok küskündür köye dönmek istemez, gönderilen aracılara
-Benim sizin gibilerle işim olmaz
Diyerek gelen ricacıları geri çevirir, daha sonraları Ümmü’nün ailesi bizzat kendi gelerek Aşık Özlemiye durumu anlatırlar.
-Biz seni Ümmü’nün vasiyetinin yerine gelmesi için seni arıyoruz
Ümmü, son nefesinde ‘Muammer’le buluştuğumuz ağacın altına gömün beni.’ diye vasiyet bıraktı, Oğul bu ağaç hangi ağaçtır? dediğinde Muammer yıkılır.
Cebinde mendilini taşıdığı sevgilisi kendini unutmamıştır. Sevinç ve kederin iç içeliği… Bir gözü çiçekli ilkyaz, diğer gözü hüzünlü güz…
Âşık Özlemi, Ümmü’yü buluştukları o ağacın altına gömer ve köyden çekip gider.
Ünü dört bir yana yayılır. Sevda türkülerini o söylemesinde kim söylesin? Aşk ağlatır, dert söyletir, derler. Aşık Özlemi hem ağlar hem söyler.
Aşık Özlemi, bir radyo programına konuk olur. Sevdiğinin ölüm haberinin acısı hala yüreğindedir.
Programda ilk türküsünü söylemesi istenir, ancak Özlemi’nin aklına yüzlerce türküden hiç birisi gelmez.
O anki hisleriyle sazının teline vurur ve ağzından şu dörtlükler dökülür:
“Bugün benim efkârım var zârım var
Değme felek değme değme telime benim
Gül yüzlü canânı dost dost elden aldırdım
Ecel oku değdi değdi tenime benim
Değme felek değme değme telime benim”
Aşık Özlemi, o anki duygularıyla bu türküyü çalıp söylerken duygulanır ve türkü bittikten sonra cebinden sevdiğinin baş harfi oyalı mendilini çıkarır ve göz yaşlarını siler.
3 Mart 2014 tarihinde henüz 57 yaşında iken İstanbul Okmeydanı’nda geçirdiği trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldığında üzerinden Ümmü’nün kendi elleri ile işlediği o mendili çıkmıştır…
Ve ben her bu türküyü dinlediğimde aklıma hep Aşık Özlemi’nin acıklı aşk öyküsü gelir
Değme Felek !….
Nurlar içinde uyu güzel insan, seni asla unutmayacağım
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın