Kimi insanlar vardır yaşarken ünlü olur, kimileri ise öldükten sonra efsaneye dönüşür bir de isimleri yıllar geçse bile kulaktan kulağa dolaşanlar vardır.
Siz Habercaddesi okurlarıma anlatmaya çalışacağım “Lüks Nermin" de onlardan biri...
İstanbul'un eski gecelerinde gazino masalarının üzerindeki kristal kül tablaları kadar meşhur, Beyoğlu'nun neon ışıkları kadar dikkat çekici bir isimdi denilir. Kimi onu görmüş olduğunu söyler, kimi yalnızca hikâyelerini dinlediğini ama herkesin anlattığı “Lüks Nermin” sanki başka bir Nermin'dir.
Yaşlılar kahve köşelerinde emeklilik günlerini yaşarken hikaye anlatmayı severler;
"Bir gece geldi..."
"Hele bir gülüşü vardı..."
"Üzerindeki kürkün fiyatına apartman alınırdı..."
Benzer çok abartılmış hikayelerini okudum ama inanın işin ilginç yanı, anlatanların hiçbiri birbirini tutmamakla birlikte hepsinin ortak noktası vardı : “Lüks Nermin” öyle sıradan biri değildi.
Bugün sosyal medyada herkes on beş dakikalığına fenomen oluyor o yıllarda ise bir isim olmak kolay değildi. Güzellik salonları yoktu, Botox’un ne olduğu bile bilinmezdi, porselen Makyaj keşfedilmemişti, heleki dolgun dudaklar, kalem gibi kaşlar hak getire, reklam ajansları yoktu, Influencer yoktu, filtre fotoğraflar, algoritma hiç yoktu. Kısaca insan ya gerçekten çok güzeldi dikkat çekiyordu ya da kimse dönüp bakmıyordu.
“Lüks Nermin’in adı ise dilden dile dolaşıyordu.
Kiminin gözünde cesur bir kadın...
Kiminin gözünde dönemin en renkli karakterlerinden biri...
Kiminin gözünde ise İstanbul gecelerinin yürüyen efsanesi...
Gerçeği hangisiydi?
Belki hepsiydi, belki de hiçbiriydi.
Bugün Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde yürürken kimse birbirine bakmıyor herkes telefonuna bakıyor.
O yıllarda “Lüks Nermin” sokağın başında göründüğünde kahve sohbetleri değişiyor, garsonlar doğruluyor, müzisyenler başlarını kaldırıyormuş.
İşte buna "karizma" denirdi. “Lüks Nermin” inde bir karizması vardı.
Sizlere anlatmaya çalışacağım “Lüks Nermin” yada gerçek adıyla Şaziye Zeren , 1950'li yıllarda İstanbul'un yeraltı dünyasına ve gece hayatına damga vurmuş ünlü bir randevu evi patroniçesidir. Sadece elitlere ve üst düzey devlet görevlilerine hizmet veren Nermin, dönemin siyasi ağıyla kurduğu ilişkiler sayesinde “Dokunulamaz" bir figür haline gelmişti.
Saziye Zeren, Balkan göçmeni yoksul bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesine bağlı, Topçular mahallesinde dünyaya geldi. Şaziye, zor bir çocukluk geçirdi, daha 13 yaşında iken kandırılmış ve tecavüz edilmişti, yaşadığı travmalar ve babasının işkenceleri, kötü davranması, sürekli dövülmesi sonunda evden kaçışı onu Beyoğlu'ndaki randevu evlerine kadar sürükledi. Kısa sürede kendi imparatorluğunu kurarak Beyoğlu ve Osmanbey'de lüks genelevler işletmeye başladı.
Beyoğlu’nun ünlü Zambak Sokağı vardır, Galatasaray’dan Taksim’e çıkarken, Ağa Camii’nin birkaç sokak ötesinde olan İstiklal Caddesi’ni Tarlabaşı Bulvarına bağlayan bu sokak namı diğer “Lüks Nermin”’le anılırdı.
Bu noktada biraz nefes alıp sözü Giovanni Scognamillo’nun “Beyoğlu’nda Fuhuşun Tarihi” adlı kitabında Lüks Nermin’i anlattığı satırlara bırakayım:
“Zambak Sokağı’nın 21 no’lu hanesi denildiğinde, eski kuşaktan olanların aklına tek bir isim gelir: Lüks Nermin ve onun az buçuk ‘Fransız tarzı’ geleneğini sürdüren ülke çapında bir randevuevi. Meşin koltuklu, kırmızı kadifeli bir salon; kahve ve lokum ikramları, Fransızcayı İngilizceyi paralayan bir teşrifatçı kız… Kızların sayısı pek kalabalık değildir, beş ya da altı. Fakat ‘servis’te yok yoktu.”
Takvimler 24 Nisan 1959 yılını gösterdiğinde zamanın Endonezya Cumhurbaşkanı Ahmed Sukarno dünya turu sırasında ülkemizi de ziyaret etmişti, kadınlara düşkünlüğü ile tanınan Sukorna’nın isteği üzerine Lüks Nermin le irtibata geçilmiş ve Lüks Nermin’de randevu evinde çalışan kadınlardan birini Sukarno’nun konakladığı Yıldız Şale Köşkü’ne göndermişti.
Bu gecenin ardından Sukarno halinden memnun bir şekilde memleketine dönmüştü. Ancak birkaç hafta sonra bu memnuniyet yerini ıstıraba bırakmış çünkü Sukarno’nun cinsel yolla bulaşan halk dilinde “Bel Soğukluğu” denen Frengi hastalığına yakalandığı ortaya çıkmıştı. Endonezya Türkiye’ye nota vermişti verilen notanın tonundan olsa gerek krizin faturası Lüks Nermin’e kesilmişti.
18 Mayıs 1959 günü Lüks Nermin’in randevu evlerine ve Bahçelievler’de yaşadığı kendi evine üst üste baskınlar düzenlenmiş; baskınlarda ele geçirilen 1.435 dolar ve yurda kaçak sokulduğu iddia edilen eşyalar gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı.
Tüm bunlar Endonezya tarafından verilen notanın artçı sarsıntılarımı bilinmez ama “Lüks Nermin”’e 3 milyon lira vergi cezası kesilmiş, tüm mallarına el konulmuş ve fuhuş yaptırmaktan da hapis cezasına çarptırılmıştı. Lüks Nermin’in her çıktığı duruşma geniş kalabalıkları toplamış ve duruşmalardaki hal ve tavırları ülkenin magazin gündemine oturmuştu.
Lüks Nermin Sultanahmet Cezaevi’ne konulmuştu, burada geçen zor hapishane günleri 27 Mayıs 1960 darbesiyle son bulmuş ve çarklar ters dönmeye başlayınca bu kez Lüks Nermin’i başına bu çorabı örenlerle hesaplaşma günü gelmişti. Özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz bir basın toplantısı düzenledi.
Lüks Nermin bu Basın toplantısında elindeki kara kaplı defteri aralamış, devlet ve hükümet erkânı ile İstanbul’da idare mekanizmasının başında olan şahıslara yıllarca hizmet ettiğini; ayrıca yabancı devlet reislerini de ağırlama vazifesi yaptığını tek tek anlatmıştı.
Gazetecilerin hangi yabancı devlet reislerini ağırlama vazifesi yaptığını sorması üzerine Lüks Nermin son olarak Ürdün Kralı Hüseyin ve Endonezya Devlet Başkanı Ahmed Sukarno’yu ağırladığını anlatmıştı..
Aktık bu şaşalı hayatına son vermek isteyen Lüks Nermin, adeta inzivaya çekilmiş gibi, Avcılar girişinde o zamanlarda yaptırdığı ünlü mermer köşkte hayatının sonunu kadar halk ve basından uzak bir yaşam sürerek, hayata veda etti…
Lüks Nermin’in hayat hikayesi bana şu ata sözünü hatırlattı. “Su testisi su yolunda kırılır”
Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın