Pierre Loti ismi geçince Eyüp sırtlarında denize nazır, aşıkların buluştuğu bir kahvehane aklınıza gelecektir, senin aklına ne geliyor? derseniz, sadece bir yazar gelmez; biraz deniz kokusu, biraz hüzün, biraz da insanın içini usul usul kemiren bir yalnızlık duygusu gelir. Pierre Loti İstanbul’u bir şehir değil, bir hatıra gibi yaşamıştır
İstanbul’da yaşayanlar iyi bilir bu şehrin karmaşası içinde insanın kendine sığınacak bir köşe aradığı anlar vardır. Gürültüden, kalabalıktan, aceleden uzak; zamanı biraz yavaşlatan, hatta mümkünse durduran yerler... Pierre Loti Kahvesi tam da bu duygulara karşılık veren bir yer. Benim de zaman zaman bu kahvehanede Eyüp sahilinden teleferikle çıkıp, Haliç’e karşı kahve içmişliğim vardır.
Çok merak ederdim , Fransız yazar Pierre Loti, bu kahvehanede kahvesini içerken acaba aklında neler geçiyordu, o duygusal yazılarını burada mı yazmıştı ?
Araştırmalarım bana şunu gösterdi; Pierre Loti İstanbul'a yaptığı ziyaretlerde Eyüp sırtlarında çok vakit geçiriyor, Haliç manzarasını seyretmeyi seviyordu ve bugün onun adıyla andığımız kahveye sık sık geliyordu. Bu nedenle kahvehane zaman içinde onun adıyla özdeşleşmiştir.
Bazı insanlar vardır, doğdukları coğrafyaya ait olsalar da ruhları başka diyarlarda dolaşır. Pierre Loti, tam da böyle bir isimdi. Fransız bir deniz subayı olarak başladığı hayat yolculuğu onu yalnızca okyanusların değil, kültürlerin ve duyguların da gezgini haline getirmişti.
Pierre Loti’nin Osmanlı topraklarına, özellikle İstanbul’a duyduğu hayranlık sıradan bir seyahat merakının çok ötesindeydi. O, Doğu’yu egzotik manzara olarak tüketen bir gezgin değil; onun ruhuna dokunmaya çalışan bir gözlemciydi bu yüzden Eyüp sırtlarında kendi adı verilen kahvehane de oturup kahvesini içerken Haliç’e bakan bir yabancıdan ziyade, kendini bu şehrin bir parçası gibi hisseden bir “Yerli yabancıydı”.
Kısaca Pierre Loti, ne tam anlamıyla bir Fransız kaldı, ne de bir Osmanlı oldu. O iki dünya arasında asılı kalan bir ruhtu belki de onu bu kadar büyüleyici kılan şey tam olarak ta buydu.
Çünkü bazı insanlar bir yere ait değildir, bir yerin hikâyesidir.
Ve Pierre Loti… İstanbul’un en güzel hikâyelerinden biri haline gelmiştir.
Asıl adı Louis Marie Julien Viaud olan Fransız Deniz Subayı ve yazar Pierre Loti, 14 Ocak 1850 tarihinde Fransa'nın Rochefort kentinde dünyaya gelmişti. Bahriye subayı göreviyle Japonya’dan Senegal’e, Hindistan’dan Çin’e, Amerika’dan İran’a kısaca Macellan gibi dünyayı dolaşmıştı. Pierre Loti dünyayı dolaşırken, Osmanlı coğrafyasıyla tanışması ilk 1870 yılında İzmir’e gelişiyle oldu. Altı yıl sonra İstanbul’a geldi. Bu yolculuk onun hayatında bir dönüm noktasıydı.. Fransız Sefarethanesi’nin karakol gemisi Le Gladiateur’de görev almak üzere geldiği İstanbul şehri onun hayatına bundan sonra hiç çıkmamak üzere yer edecekti, Cağaloğlu Divanyolu’nda sonradan kendi adı verilen sokağa yerleşti.
Pierre Loti İstanbul’la kendiliğinden uyum sağladı bu aslında geçmiş zamanlara duyulan bir özlemin ifadesiydi. Memleketinde yitirdiği huzuru İstanbul’da tekrar buldu çünkü İstanbul onun için dinginliğin, huzurun, sessizliğin, yavaşlığın, sakinliğin, hoşgörünün şehriydi.
Tabi ki Pierre Loti’nin hayatını işlerken, onun için tek bir aşktan bahsetmek zor, çünkü farklı dönemlerde hayatından birkaç önemli kadın geçti ama en bilinen ve edebiyatına en çok yansıyan aşkı İstanbul’daki “Aziyade” dir…
Pierre Loti’nin Aziyade romanını okuyanlar onun gerçek bir aşkı nasıl yaşadığını çok iyi anlarlar . Ben Pierre Loti’yi Aziyade adlı romanında tanımıştım. Romanda 27 yaşındaki bir Fransız genç ile Çerkez güzeli Aziyade’nin aşkı anlatılıyordu. Doğal olarak Aziyade’nin kim olduğunu merak ettim okuduktan sonra şöyle düşündüm, yarı otobiyografik roman da diyebilirim, ”Milyon Kere Ayten” diyen Ümit Yaşar Oğuzcan’nın belkide hayalinde canlandırdığı bir kadın gibiydi, uzun uzun araştırdım Aziyade gerçek bir isimmiydi yoksa değişik kaynakların yazdığına göre ismi Hatice’miydi tam bilinmiyor ama kesin bilinen birşey varsa o da Pierre Loti’nin İstanbul’da yaşadığı süre boyunca gizli bir aşkının olduğu bilinmektedir.
Tabiki aşkları Aziyade ile sınırlı değildi, Le Mariage de Loti adlı eserinde Tahiti’deki genç bir kadınla yaşadığı ilişkiyi anlatıyor, Japonya’da Chrysanthème adlı bir japonla geçici bir evlilik yapmış ve bunu da Madame Chrysanthème adlı kitabında anlatmıştı.
Elbette ki Pierre Loti’de yakışıklı bir erkekti, maceralar yaşaması çok doğaldı ama benim edindiğim izlenime göre onun en büyük aşkı sadece İstanbul’du.
O da Orhan Veli Kanık gibi İstanbul aşığıydı , Orhan Veli ‘de şiirinde demiş ya.
“İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Pierre Loti ‘de Eyüp sırtlarına çıkar, sonrada kendi adının verildiği köhne kahvehanede, tahta masaya oturur, gözlerini kapatır tıpkı Orhan Veli’nin şiirinde yazdığı gibi İstanbul’u dinlerdi.
Koyu bir İstanbul sevdalısı olan Pierre Loti, hayatının son yıllarını Fransa'nın güneybatısındaki Hendaye kasabasında “Yalnız Ev” (Bakhar Etchéa) adını verdiği villasında geçirdi. 10 Haziran 1923'te yaşama veda eden Pierre Loti, son yıllarında İlerleyen yaşı ve yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle inzivaya çekildi. Konuşma yetisini büyük ölçüde kaybetmişti ve yatağa bağımlı bir şekilde, ailesinin ve sevenlerinin desteğiyle yaşamını sürdürdü. 10 Haziran 1923 tarihinde 73 yaşında hayatını kaybetti.
Kendi vasiyeti üzerine Fransız devlet töreniyle, Hendaye'deki aile evinin bahçesine defnedildi. Üzerinde hiçbir unvan veya methiye bulunmayan mezar taşında yalnızca şu yazı yazmaktadır: “Pierre Loti”
Başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın