MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

TRAVMA MI, TUTKU MU? MODERN DİZİLERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ

Ana SayfaYazarlarSOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
28 Mayıs, 2026, Perşembe 20:04
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
TRAVMA MI, TUTKU MU? MODERN DİZİLERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ

 

Bazı toplumlar suç hikâyelerini yalnızca izler.

Bazıları ise bir süre sonra onların duygusal atmosferinde yaşamaya başlar.

Çünkü ekran sadece kurgu üretmez.

Bir toplumun bastırdığı korkuları, öfkeleri, arzuları ve kırılmaları da görünür hâle getirir.

Türkiye’de son yıllarda mafya, güç, intikam, manipülasyon ve ahlaki çöküş temalı dizilerin bu kadar yoğun ilgi görmesi yalnızca televizyon endüstrisinin tercihi değildir.

Bu aynı zamanda toplumsal ruh hâlinin psikolojik bir yansımasıdır.

Bir toplum uzun süre belirsizlik, ekonomik baskı, adaletsizlik hissi, güvensizlik ve duygusal yorgunluk yaşadığında, zihinsel olarak güven veren figürlerden çok, kontrol sağlayan figürlere yönelmeye başlayabilir.

Çünkü insan zihni tehdit altında hissettiğinde, huzuru değil gücü romantize etmeye eğilim gösterir.

Belki de bu yüzden bugün birçok dizide:

•⁠ ⁠merhamet zayıflık,

•⁠ ⁠sertlik karizma,

•⁠ ⁠kıskançlık tutku,

•⁠ ⁠kontrol sevgi,

•⁠ ⁠psikolojik baskı sahiplenilme,

•⁠ ⁠duygusal bağımlılık ise aşk gibi sunulabiliyor.

Ve tehlike tam burada başlıyor.

Çünkü insan beyni tekrar eden anlatıları yalnızca izlemez.

Zamanla onları normal kabul etmeye başlayabilir.

Psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına göre insanlar, özellikle ödüllendirilen veya çekici gösterilen davranışları model alma eğilimindedir.

Bu, bireyin gördüğü her davranışı birebir uygulayacağı anlamına gelmez.

Ancak medya içeriklerinin neyin güçlü, çekici, romantik veya kabul edilebilir olduğuna dair algıyı etkileyebildiği uzun yıllardır bilinmektedir.

Özellikle romantik ilişkiler konusunda.

Bugün birçok insanın toksik ilişki dinamiklerini yoğun tutku ile karıştırmasının altında yalnızca bireysel deneyimler değil, kültürel anlatılar da vardır.

Bağlanma kuramına göre çocuklukta tutarsız sevgi, duygusal ihmal veya terk edilme korkusu yaşayan bireyler; yetişkinlikte yoğun iniş çıkış içeren ilişkileri daha “gerçek” hissedebilir.

Çünkü insan zihni bazen huzura değil, tanıdık olana çekilir.

Tanıdık olan şey sağlıklı değilse bile.

İşte bu yüzden bazı insanlar için:

•⁠ ⁠kıskançlık ilgiye,

•⁠ ⁠kontrol korunmaya,

•⁠ ⁠manipülasyon değer görmeye,

•⁠ ⁠ulaşılmazlık ise aşkın derinliğine benzeyebilir.

Oysa psikolojik açıdan yoğunluk her zaman derinlik değildir.

Bazen sadece iki yaralı sinir sisteminin birbirini tetiklemesidir.

Travma bağı olarak tanımlanan psikolojik süreçte birey, ödül ve acının birbirine karıştığı ilişkilerden kopmakta zorlanabilir.

Bu tür ilişkiler beyinde dopamin, stres hormonları ve bağlanma sistemleri arasında düzensiz döngüler oluşturabilir.

Modern dizilerin önemli bir kısmı da — bilinçli ya da bilinçsiz şekilde — tam olarak bu nöropsikolojik mekanizmaları harekete geçiren anlatılar kurar.

Önce tehdit yaratılır.

Sonra rahatlama verilir.

Önce kaybetme korkusu oluşturulur.

Sonra kısa süreli yakınlık sunulur.

İzleyici böylece yalnızca hikâyeyi izlemez.

Bedeni de o hikâyeyi yaşamaya başlar.

Kalp hızlanır.

Kaslar gerilir.

Zihin ödül bekler.

Ve bir süre sonra insan, huzuru değil yoğunluğu aramaya başlayabilir.

Belki de bugün birçok kişiye şefkatin “sıkıcı” gelmesinin nedeni budur.

Çünkü kronik stres altında yaşayan sinir sistemi, zamanla sakinliği yabancı bir duygu gibi algılayabilir.

Hatta bazı insanlar için huzur:

heyecansızlık,

sessizlik ise sevgisizlik gibi hissedebilir.

Bu nedenle bazı bireyler

güvende hissettikleri ilişkilerde değil,

belirsizlik yaşadıkları ilişkilerde daha yoğun duygular hissedebilir.

Ve medya bunu çok iyi bilir.

Çünkü korku, belirsizlik ve tutku, insan beyninin dikkat sistemini en hızlı aktive eden duygular arasında yer alır.

Ama belki de asıl mesele şu:

İnsanlar mafyayı sevmiyor olabilir.

Belki sadece ilk kez korkmayan birini izlediklerinde rahatlıyorlar.

Çünkü uzun süre bastırılmış toplumlar, bazen vicdanlı karakterlerden çok “güçlü görünen” karakterlere hayranlık duymaya başlayabilir.

Bu hayranlık çoğu zaman kötülüğe değil incinmemeye duyulan özleme yöneliktir.

Fakat burada toplumların ruh sağlığı açısından ciddi bir risk ortaya çıkar:

Şiddetin yalnızca fiziksel biçimde değil, duygusal biçimde de normalleşmesi.

Bir insanın sürekli aşağılanması,

kontrol edilmesi,

yalnızlaştırılması,

korkutulması,

sevgi adı altında manipüle edilmesi.

Bunlar romantik jest değil psikolojik şiddetin farklı biçimleridir.

Fakat ekran uzun süre bunu “büyük aşk” estetiğiyle sunduğunda, özellikle duygusal açlık yaşayan bireyler bu davranışları sevgiyle karıştırabilir.

Psikiyatrist Carl Jung’un “gölge” kavramı burada dikkat çekici bir perspektif sunar.

Jung’a göre insan, bastırdığı yönlerle çoğu zaman dışarıdaki figürler üzerinden ilişki kurar.

Belki de mafyatik karakterlere duyulan yoğun ilginin bir kısmı; insanların kendi bastırılmış öfkeleri, güç arzuları ve incinmiş taraflarıyla kurduğu bilinçdışı ilişkiden kaynaklanıyordur.

Çünkü bazen insanlar kötü oldukları için değil, çok uzun süre kırıldıkları için sertleşmek ister.

Ama sertlik iyileşme değildir.

Gerçek güç;

korku yaratabilmekte değil,

güven verebilmekte ortaya çıkar.

Bir insanın yanında sürekli tetikte olmak değil,

kendin olabilmek ruh sağlığının göstergesidir.

Belki de artık yeni hikâyelere ihtiyacımız var.

Travmayı tutku gibi göstermeyen,

kontrolü sevgi sanmayan,

acımasızlığı karizma diye pazarlamayan,

yarayı romantikleştirmeyen hikâyelere.

Çünkü toplumlar uzun süre maruz kaldıkları hikâyelerden yalnızca etkilenmez.

Bir süre sonra onların diliyle düşünmeye, onların refleksleriyle sevmeye başlayabilir.

Ve bazen bir toplumun ruhu, en çok alkışladığı karakterlerde ortaya çıkar…

HANIM DEMİRBAŞ 

SOSYAL PEDAGOG

BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI

Yorum Yazın

SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ

    iletişime geç

    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ TRAVMA MI, TUTKU MU? MODERN DİZİLERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER HAN DUVARLARI
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL NEZAKET BİR ZAYIFLIK MI?
    SEÇİL ESKİOĞLU
    SEÇİL ESKİOĞLU Kurban Bayramı: Dünden Bugüne Kalpten Kalbe Uzanan Bir Yol”
    Fatoş ACAR
    Fatoş ACAR MEMURLAR ve ESNAFLAR
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU YAPAY ZEKA ŞÖVALYELERİ
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ WEMBLEY’DE DALGALANAN TÜRK BAYRAĞI: ACUN ILICALI’NIN HİKÂYESİ
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU MUTLU İNSANLAR, MUTSUZ İNSANLAR…
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR DAHA KÜÇÜCÜK BİR ÇOCUKTU
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR İFTİRA DEĞİL DUA ZAMANI
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER HAYVANLARA KALKAN ELLER KIRILSIN
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN MİLLET SAVAŞSIZ NASIL ÇÖKER ?
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle