Bir zamanlar yalnızlık daha kolay tarif edilen bir şeydi.
İnsan yalnızdı çünkü yanında kimse yoktu.
Telefon çalmazdı.
Kapısı çalınmazdı.
Konuşacak biri olmazdı.
Bugün ise bambaşka bir yalnızlık yaşıyoruz.
Telefonlarımız susmuyor.
Mesajlarımız geliyor.
Sosyal medyada yüzlerce insan görüyoruz.
Kalabalıkların içinden geçiyoruz.
Ama buna rağmen birçok insan geceleri kendini derin bir yalnızlığın içinde buluyor.
Çünkü insanın en büyük ihtiyacı yanında birilerinin olması değildir.
Yanında kendisi olabileceği birilerinin olmasıdır.
İşte günümüzün görünmeyen yalnızlığı tam burada başlıyor.
Psikolojide uzun zamandır bilinen bir gerçek vardır:
İnsanlar yalnızlıktan çok, duygusal kopukluktan etkilenir.
Yani sorun çevremizde insan olup olmaması değildir.
Sorun, o insanların yanında gerçekten var olup olamadığımızdır.
Kaç kişi bizi gerçekten tanıyor?
Kaç kişinin yanında rol yapmıyoruz?
Kaç kişinin yanında güçlü görünmek zorunda değiliz?
Kaç kişinin yanında yorulduğumuzu söyleyebiliyoruz?
İnsan bazen onlarca kişiyle konuşur.
Ama tek bir kişi tarafından anlaşılmadığını hisseder.
Ve ruhu tam da bu yüzden yorulur.
Çünkü görülmek ile bakılmak aynı şey değildir.
Dinlenmek ile duyulmak aynı şey değildir.
Birlikte vakit geçirmek ile bağ kurmak aynı şey değildir.
Birçok insan bugün insan eksikliğinden değil, güvenli bağ eksikliğinden yoruluyor.
Bu yüzden bazı sohbetler saatler sürse de içimizi doldurmuyor.
Bazı ilişkiler yıllarca sürse de bizi beslemiyor.
Bazı kalabalıklar yalnızlığımızı azaltmıyor.
Çünkü insanın ruhu sayıya değil, güvene ihtiyaç duyuyor.
Belki de bu yüzden birçok kişi son yıllarda kendini daha yorgun hissediyor.
Sadece ekonomik yüklerden değil.
Sadece hayatın hızından değil.
Sürekli güçlü görünmek zorunda hissetmekten.
Sürekli iyi görünmekten.
Sürekli idare etmekten.
Sürekli “iyiyim” demekten.
Çünkü insanın sinir sistemi de güven arar.
Güvende hissettiğimiz ilişkilerde gevşeriz.
Daha çok güleriz.
Daha açık konuşuruz.
Daha az savunmada oluruz.
Daha çok kendimiz oluruz.
Ama güvende hissetmediğimiz ilişkilerde görünmez bir nöbet tutarız.
Ne söyleyeceğimizi düşünürüz.
Nasıl algılanacağımızı hesaplarız.
Ne kadarını göstermemiz gerektiğine karar veririz.
Ve fark etmeden ilişki yaşamayız.
Kendimizi koruruz.
İşte birçok insanı tüketen şey tam da budur.
Hayatın yükü kadar, sürekli nöbette olmak.
Belki de bu yüzden bazı insanlar gün sonunda fiziksel olarak değil, duygusal olarak tükenmiş hissediyor.
Çünkü bütün gün anlaşılmaya değil, yanlış anlaşılmamaya çalışıyorlar.
Ve bu sandığımızdan çok daha yorucu.
İnsan ruhu yalnızca sevgiyle beslenmez.
Güvenle de beslenir.
Yalnızca ilgiyle değil.
Kabul görmekle de.
Yalnızca konuşmakla değil.
Anlaşılmakla da.
Belki de bugün birçok insanın özlediği şey yeni arkadaşlar değildir.
Yeni bir ilişki de değildir.
İçini saklamak zorunda kalmadığı bir yerdir.
Yargılanmadan konuşabildiği bir insandır.
Güçlü görünmek zorunda olmadığı bir bağdır.
Çünkü insanın gerçek yalnızlığı tek başına kalması değildir.
Gerçek yalnızlık, kendisi olarak var olamadığı yerde yaşamaktır.
Ve belki de iyileşme daha fazla insan bulmakla başlamaz.
Bir kişinin yanında maskeni çıkarabildiğini fark etmekle başlar.
Çünkü ruhun en derin ihtiyacı kalabalıklar değildir.
Güvende hissedilen bağlardır.
Ve bazen tek bir güvenli ilişki, yüzlerce yüzeysel tanışıklıktan daha fazla yalnızlığı iyileştirebilir.
Çünkü insanın kalbi en çok insanların arasında değil…
Kendisi olabildiği yerde dinlenir.
Haftaya başka konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI
























Yorum Yazın