Gazetecilik öyle bir noktaya geldi ki, bazen yıllarımı verdiğim bu mesleğe dönüp baktığımda hem şaşırıyor hem de üzülüyorum. Artık herkes gazeteci... Artık herkes köşe yazarı... Hatta birkaç cümle yazabilen herkes, kendisini düşünce insanı sanıyor. Üç cümle yazıyor... Gerisini yapay zekaya bırakıyor. ‘Bana şu konuda köşe yazısı yaz’ diyor. Birkaç saniye sonra önüne sayfalar dolusu metin geliyor. Sonra da altına kendi ismini koyup, ‘İşte benim yazım.’ diye dolaşıyor. Teknolojinin gelişmesine elbette karşı değilim. Tam tersine, teknoloji doğru kullanıldığında gazetecinin en önemli yardımcılarından biridir. Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırır, arşiv oluşturur, araştırmayı hızlandırır. Ancak teknoloji hiçbir zaman emeğin, tecrübenin, sokakta kazanılan reflekslerin ve gazetecilik sezgisinin yerine geçemez. Çünkü gazetecilik yalnızca yazı yazmak değildir. Gazetecilik, kokusunu aldığınız olayın peşinden koşmaktır.
Gazetecilik, gecenin bir yarısı gelen bir ihbarla evden çıkıp olay yerine gitmektir. Gazetecilik, yağmurun altında saatlerce beklemektir. Gazetecilik, bazen aç kalmak, bazen uykusuz sabahlamaktır. Biz bu mesleği bilgisayar ekranına bakarak öğrenmedik. Biz olayların tam ortasında yetiştik. Polis-adliye muhabirliği yaptık. Bu mesleği bilenler çok iyi bilir, polis-adliye muhabirliği gazeteciliğin en zor okuludur. Bir cinayet haberi... Bir trafik kazası... Bir yangın... Bir operasyon... Bir mahkeme... Bir gözaltı... Hepsinin içinde oldunuz mu, ister istemez hayatın en acı yüzüyle de tanışırsınız. Sabaha kadar karakol kapılarında bekledik. Adliye koridorlarında saatler geçirdik. Adli Tıp Kurumu'nun önünde gün doğmasını beklediğimiz geceler oldu. Hastane acillerinde doktorlardan bilgi almaya çalıştık. Bir haber eksik kalmasın diye kilometrelerce yol gittik. Çünkü biliyorduk ki gazetecilik masa başında değil, sahanın içinde öğrenilir. Bugün cep telefonuyla saniyeler içinde fotoğraf çekiliyor. Eskiden öyle miydi? Fotoğraf makineleri mekanikti. Film takılırdı. Kaç kare çekebileceğinizi hesaplamak zorundaydınız. Yanımızda kocaman kol flaşları taşırdık. O flaş patladığında çıkan sesi bugün genç meslektaşlar duysa şaşırır.
Dijital ekran yoktu. ‘Çektim, nasıl çıkmış?’ diye hemen bakamazdınız. Fotoğraf banyoya girerdi. Saatler sonra ortaya çıkardı. İşte o şartlarda haber yaptık. Bir kare fotoğraf için saatlerce beklediğimiz günleri unutmadık. Çünkü biliyorduk ki o kare, ertesi gün binlerce insanın göreceği tarihin bir parçası olacaktı. Yıllar geçti... Polis-adliye muhabirliğinin ardından spor muhabirliği yaptık. Sonra siyaset... Ardından magazin... Her alanın ayrı bir dili, ayrı bir disiplini olduğunu yaşayarak öğrendik. Bir siyasetçinin tek cümlesinin manşeti değiştirebildiğini gördük. Bir futbol maçının perde arkasında yaşananları araştırdık. Bir sanatçının kameralar kapandıktan sonraki gerçek hayatına tanıklık ettik. Gazetecilik sadece yazmak değildir. Gazetecilik, gördüğünü doğru anlatabilmektir.
Bugün ise sosyal medyada birkaç paylaşım yapan kendisini gazeteci ilan ediyor. Yapay zekadan aldığı metni kendi düşüncesi gibi sunuyor. Ne araştırma var... Ne kaynak kontrolü... Ne saha deneyimi... Ne de mesleğin etik ilkelerine dair bir hassasiyet... Oysa gerçek gazetecilikte en büyük sermaye güvendir. Bir kez güven kaybederseniz, yazdığınız bin haberin de bir anlamı kalmaz. Yapay zeka çok güçlü bir araç olabilir. Araştırmayı hızlandırabilir. Fikir verebilir. Eksikleri gösterebilir. Ancak hiçbir yapay zeka, olay yerindeki siren sesini duymaz. Bir annenin gözyaşını hissedemez. Mahkeme salonundaki sessizliği yaşayamaz. Deprem enkazındaki çaresizliği anlatamaz. Gazetecinin omzundaki fotoğraf makinesinin ağırlığını taşıyamaz. En önemlisi de vicdan sahibi olamaz.
Çünkü gazetecilik yalnızca kelimelerden ibaret değildir. Gazetecilik, tanıklıktır. Gazetecilik, sorumluluktur. Gazetecilik, cesarettir. Gazetecilik, bazen bedel ödemektir. Bugün teknolojiyi elbette kullanacağız. Yapay zekadan da yararlanacağız. Ancak hiçbir zaman onun ürettiği metni kendi alın terimiz gibi göstermeye kalkmayacağız. Çünkü gazetecilikte imza, sadece bir ismin altında duran harflerden ibaret değildir. O imzanın arkasında yılların emeği, binlerce haber, uykusuz geceler, koşuşturulan sokaklar, beklenen adliye koridorları, sayısız röportaj ve kazanılmış güven vardır. İşte bu yüzden gerçek gazeteci ile yapay zekanın yazdığı metni kendi eseri gibi sunan kişi arasındaki fark, yalnızca birkaç satır değildir. O fark,emekle kolaycılık, deneyimle taklit, meslek ahlakıyla gösteriş arasındaki farktır. Ve inanıyorum ki teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, gerçek gazeteciliğin yerini hiçbir zaman yapay zeka alamayacaktır. Çünkü haberin ruhunu makine değil, insan yazar.
Habib BABAR























Yorum Yazın