Tarihi severim, çokta okurum, bazen öylesine ilginç olaylarla karşılaşırım ki, zaman zaman kendi kendime “Yok artık bu kadar da olmaz” dediklerim bile olmuştur. Bugün zamanı geri sarıp biraz gerilere gidelim… Padişahlık zamanına…
Eyüpsultan’a gittiğinizde belki dikkatinizden kaçmış olabilir Ayvansaray’da metrobüsten inerde, şöyle biraz hava alayım diye Eyüpsultan’a doğru yürürseniz Feshane’nin hemen karşısında yol kenarında bir cami karşınıza çıkar, bu mimari açıdan harika bir camidir, heleki ‘mihrabı” harikulededir, zarif ve kibardır.
Evliya Çelebi Seyahatname’sinde bu cami için şunları söylemiştir:
“Camilerin en güzelidir ki İrem bağı içinde iki tarafı yıl (yol) ve pek parlaktır. Osmanlı ülkesinde olan vezir camileri içinde bundan nurlusu yoktur. Minberi, mihrabı, müezzin mahvelleri, ince sütunları Sinop kalasındaki minberden başkasında görmedim.’
Konuya girdik bile amacım camileri tanıtmak değil ama bu caminin özelliği Mimar Sinan’ın eseri olmasına rağmen maalesef yapıldığı dönemde yaklaşık 5 yıl boyunca halk bu camiye namaz kılmak için gitmemiştir nasıl olurda bu muhteşem camide 5 yıl boyunca hiçbir cemaat namaz kılmadı derseniz, başlayayım o zaman hüzünlü hikayeyi anlatmaya.
Yıllar önce bizi ekranlara bağlayan bir TV. Dizisi vardı, “Hürrem Sultan” usta oyuncular Halit Ergenç ile Meryem Uzerli’nin başrolunu paylaştığı bu diziyi çoğumuz izlemiştir. Hafızalarınızı biraz yoklayın, o dizide elinde tahta kılıçla savaş oyunları yapan küçük bir çocuk vardı “Şehzade Mustafa”
Kanuni Sultan Süleyman, ilk oğlu olan yarın tahtının varisi olacak Şehzade Mustafa’yı çok seviyor, onu öpüp kokluyor, örnek bir baba portresi çiziyordu peki aynı Kanuni Sultan Süleyman’ın, en çok sevdiği bu oğlunu 38 yaşına geldiğinde “Tahtımı elimden alacak” korkusundan cellatlara boğdurtacağını düşünebilir miydiniz?
Osmanlı Tarihinin büyük olarak kabul ettiği, Batılıların “Muhteşem” sıfatını verdiği o güçlü Padişah tahtını korumak uğruna yalnız Şehzade Mustafa’yı değil, Şehzade Bayezid’i ve 5 torununu da boğdurtmuştu.
İktidar hırsı böyle kötü bilşeydi ne baba, ne evlat, ne torun tanıyor, tahtını korumak uğruna vicdanlar sıfırlanıyordu.
Tarihin biraz daha derinliklerine inersek, ilginç belgelerle karşılaşırız. Kanuni Sultan Süleyman’ın 8 erkek ve bir kız çocuğu dünyaya gelmişti.
Mahidevran Sultan’dan olan en büyük Şehzade Mustafa hariç diğerleri Kanuni’nin büyük aşkı Hürrem Sultan’dan doğmuşlardı.
Şehzadelerin dördü küçük yaşta hastalanıp öldü.
1553 yılında hayatta dört şehzade vardı: Mustafa , Selim , Bayezid ve Cihangir .
Konya Valisi olan Şehzade Mustafa mükemmel bir eğitim görmüştü. Sağlam karakteri, iyi yürekliliği, güler yüzlü oluşu, çalışkanlığı ve bilgisi ile büyük sevgi kazanmıştı ancak müthiş bir zekâya ve sonsuz bir hırsa sahip bulunan Hürrem Sultan, babasından sonra tahta geçecek olan Şehzade Mustafa’nın karşısına şeytan gibi dikilmişti.
Kanuni Sultan Süleyman’a adeta hükmeden Hürrem Sultan, kendi çocuklarından birinin padişah olabilmesi için Bizans oyunlarına başvurdu. Damadı olan Sadrazam Rüstem Paşa ile birlikte, hiçbirşeyden haberi olmayan Mustafa’ya müthiş bir kumpas hazırladılar.
Sanki Şehzade Mustafa’nın ağzından çıkmış gibi İran Şahı’na, babasını devirmek için yardım istediği şeklinde sahte mektuplar yazdırarak bu mektupların Kanuni’nin eline geçmesini sağladılar.
O Muhteşem Süleyman, Hürrem Sultan tarafından uydurulan bu mektuplara hiç araştırmadan inandı ve oğlu Şehzade Mustafa’yı öldürmeyi aklına koydu.
1553 yılının Ağustos ayında Kanuni Sultan Süleyman, ordusunun başına geçip İran seferine çıktı. Şehzade Mustafa’ya da, askerleriyle birlikte orduya katılması için emir yolladı.
Aslında bu bir tuzaktı Şehzade Mustafa’nın hazin sonu, adım adım yaklaşıyordu.
Konya yakınlarında, Şehzade Mustafa babasının elini öpmek için Padişah çadırına girdiğinde, babasının orada olmadığını görünce şaşırdı.
Aynı anda yedi dilsiz cellat, üzerine atılıp onu boğmak istedi fakat çok güçlü olan Şehzade, cellatların birkaçını devirip ellerinden kurtuldu, tam dışarı çıkacakken (sonradan paşa yapılan) Zal Mahmud arkasından yetişip, önce kafasına vurarak devirdi, sonra yay kirişi ile onu boğarak öldürdü.
Atalarımız “İyilikten maraz doğar” derken boşuna dememişler, Şehzade Mustafa hayatı boyunca Zal Mahmud’a hep yardım etmişti, kadere bakın ki, yardım ettiği o kişi tarafından vahşice öldürüldü.
Kanuni Sultan Süleyman’ın ardından tahta çıkan II.Selim, Zal Mahmud Ağa’yı hizmetinin karşılığı olarak paşalığa yükseltti ve vezirliğe getirdi.
İlerleyen zamanda Sultan II. Selim’in kızı Şah Sultan ile evlenen Zal Mahmud Paşa eşi ile birlikte Zal Mahmud Paşa Camii yaptırmışlardı.
1580 yılında 50 yaşındayken hayatını kaybeden Zal Mahmud Paşa, aynı yıl vefat eden eşi Şah Sultan ile birlikte inşa ettirdiği külliyeye defnedildi.
Halkın çok sevdiği Şehzade Mustafa'nın boğdurulmasının halkta yarattığı derin üzüntü, insanların bir dönem bu camiye gitmemesine sebep oldu hatta Zal Mahmud Paşa’nın babasının da oğlu için şöyle beddua ettiği söylenir:
“Sen ki Mustafa’nın katilisin, o caminin kapısından adımımı atmam. Dilerim ki camiin olsun ama cemaatin asla olmasın"
Öte yandan Mimar Sinan'ın Caminin yapılmasında pek gönüllü olmadığı da rivayetler arasındadır...
Bu günlükte bu kadar başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın